Page 521 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 521

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 18 – 20



             İslâmî anlayışa göre din, kısaca kişinin yaratılış amacına uygun bir hayat
           sürebilmesi ve bu amacı belirli bir disiplin içinde gerçekleştirebilmesi
           için kendisine yol gösteren kurallar bütününü ifade eder. Din bir tara-
           fın kutsal buyruk ve egemenliğine diğer tarafın uyum ve bağlılığına daya-
           lı ilişkileri düzenleyen bir kurum olmakla beraber, bu âyet-i kerîmeden,
           Kur’an’a göre Allah katında dinin ve dindarlığın değer taşımasının iradî
           bir teslimiyet üzerine kurulu olması şartına bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
           Bir başka anlatımla İslâmî telakkiye göre din, akıl sahiplerini kendi istek
           ve iradeleriyle hayra ve mutluluğa yönlendiren bir kurum, beşerin kendi
           seçimine dayalı fiillerini düzenleyen ilâhî bir kanundur (ayrıca bk. Bakara
           2 /132, 256).
             Kur’an-ı Kerîm’de İslâm kelimesinin geçtiği ilk yer bu âyettir. İslâm’ın
           sözlük anlamı, “bağlanmak, itaat etmek, teslim olmak, esenlik ve barış
           içinde olmak”tır. Terim olarak İslâm “Hz. Muhammed’in din adına bil-
           dirdiklerinin tamamını bütün varlığıyla benimsemek ve bunu ortaya
           koyan bir teslimiyet içinde olmak” demektir. Hz. Peygamber’in getirdiği
           hak dinin adı da İslâm’dır. Yine İslâm, Arapça’da bu dine girmeyi ifade
           eden bir masdardır. İslâm dininin mensubu olan kişi Arapça’da müs-
           lim, Farsça’da müselmân kelimesiyle ifade edilir. Türkçe’de bu din için
           İslâmiyet ve Müslümanlık, bu dinin mensubu için de müslüman kelimeleri
           kullanılır.
             İslâm kelimesinin sözlük anlamıyla terim anlamı arasında güçlü bir alâ-
           ka vardır. İslâmî anlayışa göre din, irade ve akıl sahibi varlıklar arasında
           uyuşmazlıkları ve çekişmeleri önleyip uzlaşma sağlayan bir kanundur. Din
           sadece insanlar arasında değil insanlarla Allah arasında da bir mutabakatı
           ifade eder. Böylece yaratanın iradesiyle yaratılmışların iradesi arasında
           bir uyum sağlanmış olur (Elmalılı, II, 1062-1063).
             Bütün  ilâhî  dinler  Allah’ın  birliği  esasına  dayalı  olduğu  için,  Hz.
           Muhammed’in tebliğ ettiği İslâm dini ile diğer peygamberlerin getirdiği
           dinler temelde birleşirler. Bununla beraber müslüman bilginlerin bir kıs-
           mına göre İslâm dini ve İslâm ümmeti tabirleri sadece Hz. Muhammed’in
           getirdiği din ve onun mensupları için kullanılabilir. İslâmiyet önceki hak
           dinlerle temelde uyuşsa bile, bu dinin kendine ait özellikleri ve mensu-
           bu olan ümmete özgü hükümleri vardır. Diğer bir grup müslüman bilgine
           göre ise, önceki ilâhî menşeli dinlerin de İslâm olarak anılması mümkün-
           dür. Onlara göre Kur’an-ı Kerîm’de bu anlayışı destekleyen birçok âyet



                                                                                   523
   516   517   518   519   520   521   522   523   524   525   526