Page 519 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 519

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 18 – 20



             Elmalılı Muhammed Hamdi, genelde insanlar için bu mânanın anla-
           şılmasının daha kolay olması sebebiyle birçok tefsir âliminin bu izahla
           yetindiklerini belirttikten sonra, burada daha derin bir anlamın varlığına
           ve filozoflar arasında geniş tartışmalara yol açmış bulunan “ilm-i yakîn”
           (kesin  bilgi)  meselesinin  esaslı  bir  çözümünün  bulunduğuna  dikkat
           çeker.
             Elmalılı’nın yorumu özetle şöyledir: Bu âyetteki ifade bize göstermek-
           tedir ki, her hususta “yakîn”in temeli ve başlangıç noktası Allah’ın ken-
           disi ve birliği hakkındaki bilgisi ve şehâdetidir. Her ilm-i yakîn, hakkın
           kendine mutabakatı (dış dünyadaki varlık ile o varlığa dair zihindeki bil-
           ginin uyuşması) ve bu mutabakatın bildirilip açıklanmasıyla gerçekleşir.
           İlm-i yakîn, ayn-ı yakîne (gözlemle elde edilen bilgiye), ayn-ı yakîn ise
           hakk-ı yakîne (bizzat yaşanarak, iç tecrübe ile kazanılan kesin bilgiye)
           dayanır. Yani ilm-i yakîn, realitede olanın, bizzat veya dolaylı olarak ken-
           dini göstermesidir. Herhangi bir gerçeğin kendine mutabakatı, yani dış
           gerçekliği ile hakkındaki bilginin uyuşması, ayniyet ilkesiyle ifade edilen
           bir tasdik türüyle ilgili olup bu da bilen bir süjenin varlığı ile gerçekleşir
           (bilen olmayınca bilinenin var olup olmadığından da söz edilemez; çünkü
           “Bir şey vardır” sözü bir hüküm, bir bilgi, bir tasdiktir ve bu, bir bileni,
           bir tasdik edeni gerektirir). Şu halde insan olmayınca kendilerini bilme-
           yen nesneler kendilerine mutabık değilse bunların insanda kendilerine
           tanıklık etmesi nasıl mümkün oluyor (bunlar hakkında nasıl bilgi sahibi
           oluyoruz)?; ve bütün bu tanıklıklar hak adı verilen tek noktada nasıl top-
           lanıyor? İşte ilim meselesinin (epistemoloji) filozofları şaşırtan en ince
           noktası burasıdır. Âyet-i kerîme bu noktayı hallederek kesin bilginin
           gerçek başlangıcını gösteriyor: Varlıkların kendi zatlarında kendilerine
           mutabakatı (varlıklar hakkındaki bilgiler), Allah’ın kendi zâtında kendi-
           ne mutabakatının, yani kendisi hakkındaki ilminin ve bu bilgiyi açıklaya-
           rak kendine ve birliğine tanıklığının eseridir. Bu sebeple varlıklar ken-
           dilerine kendilerinde mutabık değil, kendilerini bilen zât-ı hakta yani
           ilm-i ilâhîde kendilerine mutabıktırlar. Âlemde ne kadar tanık ve tanık-
           lık, ne kadar ilim ve istidlâl varsa hepsi Hak Teâlâ’nın kendini bilmesine
           ve bildirmesine, yani şahitliğine dayalıdır; gerçek şahit Allah Teâlâ’dır.
           Hak Teâlâ’dan başka hiçbir bilen ne kendine ne diğer şeylere tamamen
           şahittir. İnsanda eşyanın kendilerine mutabakatları (eşyanın kendileriy-



                                                                                   521
   514   515   516   517   518   519   520   521   522   523   524