Page 520 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 520
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 18 – 20
le insanın zihnindeki onlara dair bilgilerin birbirine uyumu) izâfî (göre-
li), eksik ve belirli açılarla sınırlıdır. “Ben, benim” diyebilen insanın bile
kendine mutabakatı (kendisi hakkındaki bilgisi), bütün yönlerden, tam,
mutlak ve hakka’l-yakîn değildir. Onun kendinde bilmediği, şahitlik ede-
mediği nice yönleri vardır. İnsanda mutlak, en hakiki bir ilm-i yakîn var-
sa o da Tanrı’nın var ve bir olduğu bilgisidir. Zira bu bilgi gerek kendisine
gerekse eşyaya dair bütün bilgilerinin temel ve ilk öğesidir. Bu sayededir
ki bir insan “ben, benim” diye kendini tanır, kendi kendine şahitlik eder,
kendi şuurunun kendi varlığına intibakını (uygunluğu) kendine haber
verir. Hem iddia sahibi hem tanık hem tanıklık edilen olduğu halde bu
şahitliğini geçerli sayar ve iddia ettiği şeye kesin olarak inanır (II, 1056-
1059). Öte yandan âlemde olup biten her şey Allah’a şahitlik eder; fakat
bu aynı zamanda Allah’ın kendi kendine şahitlik etmesidir. Çünkü her
şey O’nun eseridir, O’nun fiillerinin ve sıfatlarının tecellisidir; bildik-
lerimiz de bilgilerimiz de O’na aittir. Bütün var olanlar ve bütün bilgiler
Allah’ın kendi zâtına, ulûhiyyetine, vahdâniyyetine şehâdetidir.
20. âyetteki “Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: Ben kendi-
mi Allah’a teslim ettim” ve “Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular
demektir” ifadelerinin de Elmalılı’nın işaret ettiği noktayı destekledi-
ği söylenebilir. Zira bu âyetten de, Allah’ın varlığı ve O’ndan başka ilâh
bulunmadığı hususundaki bütün bilgilerin temelinin yine O’nun şahit-
liğine dayandığı, hakikatleri kavrayabilmenin ve bilgiden emin olabil-
menin yolunun O’na inanmak ve O’nun ilminden yararlanmaktan geçtiği
anlaşılmaktadır.
Sözlükte kıst kelimesi “hak ve adalet” anlamlarına gelmektedir. Kur’an-ı
Kerîm’de “âdil davranma”yı ifade için “adl” ve türevleri, hak ölçüsü olan
adaleti ve adaletin somutlaşmış halini (hakkaniyet) ifade için de genellik-
le kıst ve bazı türevleri kullanılmıştır.
19. Sözlükte din “gerek ödül gerekse ceza şeklindeki karşılık” anlamında
olup, tâbi ile (uyan) kudret sahibi metbû (uyulan) arasındaki ilişkiyi ifade
eder. Terim olarak dinin çeşitli tanımları yapılmıştır. Batılı bilim adam-
larıyla müslüman bilginlerin din tarifleri arasında bazı temel farklılıklar
bulunmaktadır. Yine, dinin kaynağı ve ilk ortaya çıkış biçimi konusunda
bu iki muhitte önemli görüş ayrılıkları vardır.
522

