Page 497 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 497

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 7



           “Burada âyetlerinin müteşâbih olduğu bildirilen kitap Kur’an değil, ondan
           önceki kutsal kitaptır” (II, 15); “Fakat tefsirine çalıştığımız bu âyetteki
           müteşâbih (yani birbirine benzediği için çeşitli anlamlara gelebilecek)
           âyetlerden maksat, Kur’an’ın âyetleri değil, Kitâb-ı Mukaddes’in müteşâ-
           bih âyetleridir” (II, 15); “Bundan dolayı bu âyette sözü edilen müteşâbih
           âyetler, Kur’an’la ilgili değil, Kur’an’dan önceki kutsal kitapla ilgilidir”
           (II, 16); “Tabii bu sözümüzle biz... bu 7. âyetteki muhkem ve müteşâbih-
           le Kur’an’dan önceki kutsal kitabın âyetlerinin kastedildiğini anlatmak
           istiyoruz” (II, 16-17). Yazarın bu ifadelerinde, âyet-i kerîmedeki “kitap”
           kelimesi için birbirini tutmayan şu açıklamaları yaptığı görülmektedir:
           1. “Kur’an’ın kaynağı olan ana kitap, yani Tevrat ve İncil’in de esası”,
           2. “Hıristiyanların kutsal kitabı”, 3. “Kur’an’dan önceki kutsal kitap”,
           4. “Kitâb-ı Mukaddes.”
             Konuyla ilgili diğer açıklamalarından yazarı, kapsamı belirleneme-
           miş açıklamalara yönlendiren temel etkenin, İslâm bilginlerinin üze-
           rinde fikir birliği ettikleri mânanın kabulü halinde Hz. Peygamber’in
           ashabının Kur’an-ı Kerîm’in diliyle kınanmış sayılacağı endişesi oldu-
           ğu anlaşılmaktadır. Zira yazar iddiasını izah ederken “Bu müteşâbih
           âyetleri yorumlamaya kalkanların –hâşâ– Hz. Peygamber’in sahâbîle-
           rinin olmadığı”nı belirtmekte (II, 15, 16), bu hususu desteklemek için
           de “Çünkü Hz. Peygamber devrinde hiç kimse Kur’an’ı, kendi istediği
           biçimde yorumlamaya cesaret edemeyeceği gibi henüz onların kültür
           düzeyleri de böyle yorumlara elverişli değildi” (II, 15) şeklinde bir açık-
           lama yapmaktadır. Öte yandan yazar, âyet-i kerîmede geçen “ilimde râsih
           (derinleşmiş) âlimlerin kitap ehli âlimler olduğunu” iddia etmekte (II,
           15, 16), bunu teyit için de “Kur’an-ı Kerîm’de ‘ûtü’l-ilm, ehlü’z-zikr, er-
           râsihûne fi’l-ilm’ kendilerine bilgi verilenler, zikir ehli, ilimde derin-
           leşmiş olanlar tabirleri, hep kitap ehli âlimleri hakkında kullanılmıştır.
           Bu âyette ‘ilimde râsih olanlar’ tabiriyle de onlar kastedilmiştir” (II, 16)
           demektedir. Oysa Kur’an-ı Kerîm’de “er-râsihûn fi’l-ilm” ifadesi bu
           âyetin dışında sadece bir yerde (Nisâ 4/162) geçmekte fakat buradaki
           gibi genel şekliyle değil, “er-râsihûne fi’l-ilmi minhüm” (onlardan ilim-
           de derinleşmiş olanlar) şeklinde, yani Ehl-i kitaba gönderme yapan bir
           zamirle mâna sınırlandırılarak kullanılmaktadır. Yazarın buradaki kul-



                                                                                   499
   492   493   494   495   496   497   498   499   500   501   502