Page 502 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 502

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 7



                 ümmeti için ömür biçmeye, kıyamet için tarih belirlemeye kalkışmışlar-
                 dır. Bu eğilim çok geçmeden İslâm muhitine de sıçramış ve İslâm tarihinde
                 bir taraftan çok acı olayların yaşanmasına bir taraftan da müslümanların
                 geri kalmasına sebebiyet veren sapkın fikir ve inanç cereyanları oluşmuş-
                 tur. Elmalılı Muhammed Hamdi’nin bu yolu tutanlarla ilgili şu sözleri bu
                 konuya dair önemli bir kesit vermektedir: “Bunlar ya kişisel düşünce ve
                 arzularından başka bir hakikat tanımazlar veya din deyince gerçekle ilgisi
                 olmayan bir oyuncak düşünürler. Din meselesinin mutlak olarak hakka
                 tâbi olmak demek olduğunu bilmek istemezler; bu hususta muhkem yolu
                 belirlemeye yanaşmazlar ve onları uygulamaktan hoşlanmazlar da, sürek-
                 li olarak ruhları kuşku ve kuruntulara sürüklemek için yalnız hayalî şey-
                 ler, rumuzlar (simge) bilmeceler ve müteşâbihat içinde kişisel düşünce
                 ve arzularını tatmin yolları ararlar, müteşâbihatı şüpheye alet etmek için
                 onları muhkemata tercih ederler. Yine birtakım inkârcılar vardır ki dinin
                 hiç anlaşılmaz ve anlaşılınca hükmü kalmaz bâtınî bir sır olduğu iddiasıyla
                 bütün muhkemleri müteşâbihlere döndürmeye çalışırlar. Her şeyi kuşku
                 perdesi altına almak, hep acayip ve garâyip şeylerden bahsetmek, en iyi
                 bilinen hakikatleri efsane gibi göstermek isterler” (sadeleştirilmiştir) (II,
                 1043-1044).
                   Makasıdü’ş-şerîa (dinin amaçları) konusuna özel bir önem verilmesi
                 gereğini sık sık vurgulayan Şâtıbî, el-Muvâfakāt adlı seçkin eserinde, dinî
                 metinlerin anlaşılması konusunda İslâm muhitinde ortaya çıkan başlıca
                 eğilimlere işaret ederken, nasların zâhirinde bir tutamak bırakmayacak
                 ölçüde bâtına (gizli mânalar) yönelenlerin şâriin (Allah Teâlâ) maksadı-
                 nı araştırma görüntüsü vermekle beraber asıl amaçlarının dini tamamen
                 yok etmek olduğuna dikkat çeker ve bu eğilimin temsilcilerinin Bâtınîler
                 olduğunu belirtir (el-Muvâfakāt fî usûli’ş-şerî‘a, II, 391-393).
                   “İlimde yüksek pâyeye erişenler” diye çevrilen “er-râsihûn fi’l-ilm”
                 ifadesinde geçen “râsih” kelimesi, rüsûh masdarından türetilmiş bir
                 isim-fiildir. Rüsûhun sözlük anlamı “yerinde sabit kalmak”tır. Bu keli-
                 menin sözlük anlamı ve âyet-i kerîmedeki bağlamı dikkate alınarak “er-
                 râsihûn fi’l-ilm” ifadesi, Allah’ın zât ve sıfatlarını kesin delillere dayalı
                 olarak bilen, O’nun katından gelen bilgiler hakkında en küçük kuşku duy-



          504
   497   498   499   500   501   502   503   504   505   506   507