Page 501 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 501

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 7



           isteyen, kişisel düşüncelerini ve arzularını kutsal kitabı vasıta kılarak ses-
           lendirmeyi planlayan (“te’vili amaç haline getiren”, yani te’vil ihtimal ve
           ihtiyacı olsun olmasın kafasına belli yorumlara ulaşmayı baştan yerleştir-
           miş olan) kişiler hakkında kullanılmıştır. İkincisi ise bir kısım Kur’anî
           ifadelerin gerçekte ne anlam taşıdığını ve (ilim sahiplerini bu cümleye
           dahil kabul eden yoruma göre) bunların –eğip bükmeden– hangi mânala-
           ra vardırılabileceğini belirtmek içindir.
             Yukarıda açıklanan okunuş şekillerine göre “illallah”ta durulursa “te’vi-
           lini bilme” ifadesi için, müteşâbihatın künhüne vâkıf olma yani gerçek
           anlamını kuşatıcı biçimde ve derinlemesine bilme veya bütünüyle bilme
           anlamı tercih edilmiş olur. “Ve’r-râsihûn”daki vav harfi bağlaç kabul edi-
           lirse, “te’vilini bilme” yüce Allah açısından aynı anlamda olmakla beraber,
           ilim sahipleri bakımından sınırlı bir ilim söz konusu olur. Zira Allah’ın
           sıfatları ve ilmiyle ilgili Kur’an ifadeleri hiç kimsenin bilgisinin O’nun
           ilmiyle kıyaslanamayacağını gösterdiği gibi, âyette ilim sahiplerinin ulaş-
           tıkları sonuca kesin gözüyle bakmayıp mutlak doğrunun “Allah katındaki”
           olduğunu belirtmeleri ve imanı (vahiyle bildirilen) aklın ve muhakemenin
           üstünde, ona yol gösteren bir ışık olarak kabul etmeleri övülmektedir. İbn
           Atıyye de, bu tür kullanımın (olumsuz yükleme sahip bir cümlede istis-
           na edatından sonra gelen öğeye bağlaçla atıf yapılması halinde fiilin tam
           anlamıyla bu öğe hakkında düşünülmesine karşılık, atfedilen açısından
           sınırlı bir mânanın kastedilmesi) Arap dili kurallarına uygun olduğunu
           belirtir (I, 403). Bu sebeple meâlinde “Halbuki onun te’vilini ancak Allah
           ve ilimde yüksek pâyeye erişenler bilir” denmeyip, “Halbuki onun te’vi-
           lini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki:...”
           şeklinde bir ifadeyle bu incelik bir ölçüde yansıtılmaya çalışılmıştır.
             Âyet-i kerîmede yerilen birinci anlamdaki te’vil, ilâhî dinlerin tevhid
           inancını yerleştirme ve insanlığa mutluluk yollarını gösterme hedefi-
           ni baltalamak isteyenler için güçlü bir silâh olmuştur. Çünkü bu sapkın
           yorumlar dinin öğretilerine karşı çıkma değil aksine dinî metinlere bağ-
           lanarak ve dine sarılma maskesi altında yapıldığı için, geniş kitleleri etki-
           leyebilmiş ve peşinden sürükleyebilmiştir. Bir kısım yahudi ve hıristiyan
           din adamları kendi kutsal kitaplarına tevhid inancını zedeleyen unsur-
           ları bu yolla sokuşturdukları gibi, Kur’an’daki bazı ifadeleri eğip büküp
           yüce Allah’ın çocuk sahibi olduğu mânasını çıkarmaya, Hz. Muhammed’in



                                                                                   503
   496   497   498   499   500   501   502   503   504   505   506