Page 492 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 492

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 7



                 hazır malzemeyle yetinme alışkanlığı kazanır, ilerleme ve gelişme müm-
                 kün olmazdı.
                   Kur’an-ı Kerîm’in bir taraftan çağrı, öğüt, öğreti ve hüküm kaynağı
                 özelliklerini bünyesinde toplaması, diğer taraftan da bütün zamanlara
                 meydan okuyan bir mûcize olması, zengin anlamlarla yüklü değişik üslûp-
                 lardan oluşan bir ifade örgüsünü gerekli kılmıştır. Aynı şekilde, Kur’an-ı
                 Kerîm’in temas ettiği metafizik, psikoloji, felsefe, hukuk ve medeniyet
                 tarihi gibi ilimler kapsamına giren konular, derinlemesine düşünmeyi ve
                 ifade inceliğini gerektirir. Basit bir dilin dar kalıpları içinde bu ilimlerin
                 perdesini aralamak ve yeni ufuklar açmak mümkün değildir.
                   İnsanoğlu bilim ve medeniyette ne kadar ileriye giderse gitsin hep yeni
                 şeyler bilmek ve öğrenmek ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacı karşılarken bilin-
                 meyen bir âlemin varlığını sezinlemesi, marifet yolunda ilerlerken ve
                 ilimde yeni mertebelere ulaşırken önündeki meçhullerin tükenmediğini
                 farketmesi, bir taraftan onu bu araştırmaları sürdürmesi için kamçılaya-
                 cak, bir taraftan da ilimde ne kadar ileri giderse gitsin “her bilenin üstün-
                 de bir bilen olduğu”nu (Yûsuf 12/76) ve yüce Allah’ın ilminin sonsuzluğu-
                 nu yürekten kabullenme erdemine ulaştıracaktır. Esasen insanın ilim ve
                 irfan basamaklarında yükselmesini sağlayan öğrenme melekesinin geliş-
                 mesi de bilinenlerden hareketle bilinmeyenleri sezmek ve bu meçhuller
                 hakkında ulaşılan sonuçların sağlamasını yine bilinenlere göre yapmak
                 suretiyle gerçekleşir. Öğrencinin bilgi düzeyi yükselip öğrenme melekesi
                 güçlendikçe öğretmen aşama aşama yeni meçhulleri önce ona sezdirip
                 sonra çözdürür. Dolayısıyla meçhulü sezmek, onu bilme ve öğrenme-
                 nin ön şartı konumundadır. Yüce Allah kullarına önce kendi varlığını
                 diğerlerinden ayırt ettiren muhkem bir bilgi sağlayıp sonra müteşâbih
                 halde bulunan meçhulleri sezdirir ve kademe kademe bunları muhkeme
                 dönüştürür. Bir başka anlatımla müteşâbihlerin bu özelliği görecelidir.
                 Gerçekte ve sözün sahibi bakımından bunların anlamında hiçbir kuşku
                 ve tereddüt bulunmayıp muhataba nisbetle kapalılık taşıyan ifadelerdir.
                   Mümin kişi Kur’an’ın çelişkiler içermediğine yürekten inanır. Zaten
                 Kur’an-ı Kerîm de bu kitabın Allah’tan başkası tarafından gönderil-
                 miş olması ihtimalini ortadan kaldıran çelişmezlik deliline bizzat işaret
                 etmiştir: “Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka



          494
   487   488   489   490   491   492   493   494   495   496   497