Page 491 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 491

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 7



             İslâm bilginlerinin çoğunluğu “muhkem”le mânası açık ifadelerin kas-
           tedildiği noktasında birleşmekle beraber, “müteşâbih” hakkında başlı-
           ca iki gruba ayrılmışlardır: Bir gruba göre bu, “mânası ancak yüce Allah
           tarafından bilinebilecek ifadeler”dir; Allah bunlarla neyi kastettiyse
           onların gerçek olduğuna inanmak gerekir. Diğer grup ise bunun, “mânası
           kapalı ifadeler” olduğu kanaatindedir. Sonuncu anlayışa göre ilmî ehliyet
           ve dirayet sahibi kişiler için müteşâbih âyetleri veya bir kısmını anlamak
           ve yorumlamak mümkündür. Diğer âyet ve bilgilerin yardımıyla, özellikle
           ilimdeki gelişmeyle zaman içinde bunların mânası çözülebilecektir. Bu
           görüş ayrılığına paralel olarak, âyetin sonundaki “ve’r-râsihûne...” ifa-
           desinin başında yer alan “ve” (vav) harfi ikinci anlayışı benimseyenler-
           ce bağlaç olarak kabul edilmiş ve şu anlam verilmiştir: “... Halbuki onun
           te’vilini ancak Allah ve ilimde yüksek pâyeye erişenler bilir.” Birinci
           anlayışa göre ise buradaki vav yeni bir cümlenin başladığını göstermekte-
           dir ve âyetin anlamı şöyledir: “... Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir.
           İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık, hepsi rabbimizin katın-
           dandır, derler.” Kaynaklarda genellikle, birinci anlayışın sahipleri “selef”
           (sahâbe ve tâbiîn bilginleri) veya “mütekaddimîn” (ilk dönem bilginleri),
           ikinci anlayışa sahip olanlar “halef” veya “müteahhirîn” (ilk dönemden
           sonra gelen bilginler) şeklinde anılır. Bununla birlikte ikinci görüş bazı
           sahâbe ve tâbiîn âlimlerinden de nakledilmektedir (meselâ bk. Râzî, VII,
           176). Yine bunlardan hangisinin çoğunluğun görüşü olduğu hususunda
           müfessirlerin farklı kanaatlere sahip oldukları görülmektedir.
             Kur’an-ı Kerîm’de gerçek anlamını ancak Allah’ın bildiği veya mânası-
           nı sadece ilimde yüksek mertebelere erişmiş kişilere lutfettiği âyetlerin
           (müteşâbihat) bulunmasına birçok açıklama getirilmiştir. Bunların belli
           başlılarını şöyle özetlemek mümkündür:
             Kur’an-ı Kerîm’in kıyamete kadar yürürlükte kalmak üzere gönderil-
           miş olması sebebiyle, müteakip bütün zamanlar için uygun sonuçların
           ve değişik anlamların çıkarılmasına kapı aralayan ifadelere sahip olması
           tabiidir. Yine her dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek kudretli bil-
           ginlerin yetişebilmesi zor ifadelerden amaçları bulup çıkarabilme mele-
           kesini haiz kişilerin yetişmesine, bu da araştırma ve incelemeye yönelten
           motivasyonun bulunmasına bağlıdır. Şayet dinin bütün bildirimleri kolay
           bir üslûpla ve tek düze ifadeler içinde gelmiş olsaydı herkes önlerindeki



                                                                                   493
   486   487   488   489   490   491   492   493   494   495   496