Page 486 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 486
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 5 – 6
her bir insana özgü özelliklerin bulunması gerçek illet olan yegâne gücün
(ilâhî kudret) tabiata egemen bulunduğunu ve tabiat kanunu çerçevesin-
deki bütün doğa yasalarının varlıklarını bu güce borçlu olduğunu kesin
bir biçimde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu “şekil veren müessir güç”
bakımından ilk maddenin şekillendirilmesi hiçbir dış şarta bağlı değil-
dir ve o güce karşı durabilecek hiçbir güç yoktur. İşte insanlara rahim-
lerde şekil veren yüce Allah böylesine üstün gücün sahibidir, “hay”dır,
“kayyûm”dur.
c) “Musavvir” (şekil verici) olan yüce Allah, yaratma ve şekillendirme-
de zorunluluk altında olmayıp, yapıp yapmama onun dilemesine bağlı-
dır. O zorunlu ve gerekli kılabilir, fakat mecbur tutulamaz. Dilediğine
irade verir, dilediğine vermez. Rahimlerde insanların muayyen bir biçim
kazanması, önceden var olan ve yaratıcı kudretin üzerinde bulunan bir
sistemin dayatmasının bir sonucu değil, her olayda sınırsız şekil verme
gücüne sahip ve fâil-i muhtâr olan ulu Allah’ın tercih ve iradesinin ese-
ridir. Şayet böyle olmasa, bu zorunluluğun eseri olan biçimlerden onla-
rın seçimine bırakılmış işler meydana gelemez, en basit örneği ile bir taş
yerinden koparılıp iki ayrı amaç için kullanılamaz, karakter farklılıkları
olamaz, fen bilimlerinde karşılıklı iki kanun bulunamaz, modern bilimin
“variété” deyimiyle belirttiği çeşitlilik oluşamaz, bir kişinin sperminden
hem erkek hem dişi çocuklar meydana gelemez, her şeyde ezelden ebe-
de hiçbir farklılık taşımayan bir tekdüzelik devam eder giderdi. Yine bu
takdirde, rahme düşen her sperm mutlaka insan haline gelir, “galatât-ı
tabiat” denilen şeyler ve hatta hayat denen olay hiç meydana gelmezdi. İyi
düşünülürse anlaşılır ki, galatât-ı tabiat denilen ve evrendeki mükem-
mel düzenin kusurları gibi gösterilmek istenen durumlar, aslında birer
eksiklik değil, doğanın ve ana-babanın “gerçek müessir” (sonucu meyda-
na getiren güç) olmadığını ve yaratanın iradesini gösteren ve O’nun eşsiz
sanatının eseri olan birer tanıktırlar.
Özet olarak doğa tam anlamıyla “illet” (varlık sebebi) olmayıp hepsi,
yaratanın eseri olan “fıtrat”ın uzantısıdır. Yüce Allah hem “hâlik” hem
“bârî” olması itibariyle dilerse yarattıklarına verdiği fıtratı değiştirir. Şu
halde veraset (soya çekim) ve tenâsül (üreme) kanunlarının da bu çerçe-
vede değerlendirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, müessir-i hakîkî-
nin (sonucu meydana getiren gerçek güç) eserini verişi kendinden bir
şeyler eksilten bir üreme değildir; bir “hilkat”tir (yaratma). Bunun için,
488

