Page 537 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 537

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 28 – 30



           öğretilerin özünü teşkil ediyor olması ve bunun ortaya çıkardığı toplum-
           sal dinamikler anılan sonucun sağlanmasında büyük bir etkiye sahiptir.
           Bir müslümanın Allah’a karşı kulluk görevinin bir parçasını teşkil eden
           (ibadet niteliği taşıyan) malî yükümlülüklerde (zekât ve fitre) bile, bazı
           bilginlerin gayri müslimlerin de hak sahipleri çerçevesinde sayılması
           ictihadını ortaya koymuş olmaları bu açıdan önemli bir örnektir. Hatta
           Hz. Ömer’in Tevbe sûresinin 60. âyetinde geçen “fukara” kelimesini
           müslümanların yoksulları, “mesâkîn” kelimesini Ehl-i kitabın yoksulla-
           rı şeklinde yorumladığı ve hazine görevlilerine bu yönde uygulama yap-
           maları için tâlimat verdiği nakledilmiştir (Ebû Yûsuf, el-Harâc, s. 136).
             Fakat bütün bu sınırlı ilişkiler, Kur’an ve Sünnet’teki diğer deliller ışı-
           ğında değerlendirildiğinde, müslümanların, kimlik erimesine, dolayı-
           sıyla iman gücünü kaybetmelerine yol açacak ilişkiler kurmalarını veya
           boyunduruk altına girmeye razı olmalarını onaylama anlamına gelme-
           mektedir. Özetle âyet-i kerîme, müslümanların bu hassas dengeyi dik-
           katle korumaları, bu konudaki adımlarını amacı dışına taşırmamaları ve
           ilişki kurulan tarafın da niyetini göz ardı etmeyip basiretli davranmaları
           gerektiğini hatırlatmaktadır (İbn Âşûr müslümanların müslüman olma-
           yanlarla ilişkilerini ve hükümlerini sekiz duruma ayırarak incelemekte-
           dir, bk. III, 217-220).
             Âyetin meâlinde geçen “müminleri bırakıp da…” kaydından hareketle,
           burada müslüman olmayanlarla kurulması yasaklanan ilişkinin, mümin-
           lere cephe alma niteliği taşıyan ve onlara zarar veren dostluklar olduğu,
           yine müminleri bırakıp sırf gayri müslimleri dost edinme olduğu yorum-
           ları yapılmıştır. Buna karşılık bazı müfessirler, başka âyetlerde bu kayda
           yer verilmeksizin yapılan mutlak yasaklamayı dikkate almış ve bu âyetin,
           kayıtsız şartsız olarak “Müminlerin dışındakileri dost edinmeyin” şek-
           linde anlaşılması gerektiğini savunmuşlardır (bk. Râzî, VIII, 11-12; İbn
           Âşûr, III, 216-217).
             Yukarıda açıklanan anlam ve şekliyle inkârcıları dost edinmek kesin
           bir dille yasaklandığı gibi, bu ikaza uymayan kişinin Allah ile bağını
           koparmış, Allah’ın dostluğundan yoksun kalmış olacağı bildirilmekte-
           dir. Ancak daha sonra lüzum görüldüğünde korunma amaçlı olarak veya



                                                                                   539
   532   533   534   535   536   537   538   539   540   541   542