Page 538 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 538
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 28 – 30
gerekli korunma tedbirlerini alarak dostane ilişkiler kurmakta bir sakın-
ca bulunmadığı ifade edilmekte, ardından tekrar sakındırıcı bir cümle
gelmekte ve âyetin sonunda her şeyin dönüp dolaşıp Allah’a varacağı
hatırlatılmaktadır. Âyetteki ifade akışına dikkat edilince görülmektedir
ki, bir taraftan imana zarar veren dostluklar yasaklanırken, diğer taraf-
tan bu yasağın kayıtsız şartsız katı bir biçimde algılanmaması gerektiği,
yukarıda belirtildiği tarzda bazı dostluklar kurulabileceği bildirilmekte,
fakat bunun da mâkul bir sınırı aşmaması ve sürekli bir otokontrole tâbi
tutulması için ikazda bulunulmaktadır.
Âyet-i kerîmedeki istisna ifadesinden, “bazı insanların şerrinden
korunmak için, gerçek niyetini belli etmeden onların arzusuna uygun
hareket etme” anlamına gelen takıyye (tukye) kavramı çıkarılmış ve
bunun hangi durumlarda dinen geçerli bir davranış olabileceğine dair
kurallar geliştirilmeye çalışılmıştır (meselâ bk. Râzî, VIII, 13-14). Her
şeyden önce buradaki istisna ifadesinde geçen ve “korunma” mânası taşı-
yan lafız ile, yaygın olarak kişinin olduğundan farklı görünmeyi sürekli
bir davranış biçimi haline getirmesi anlamında kullanılan takıyye birbi-
rine karıştırılmamalıdır. Öte yandan, birçok âyet ve hadisten, müslüma-
nın daha üst bir değeri ihlâl etmedikçe, muhtemel bir zarara karşı önlem
almak üzere söz ve davranışlarıyla gerçek inanç ve düşüncesini gizlemek
durumunda kalabileceği anlaşılmaktadır. Şu var ki, bunun sadece o hal
ile sınırlı, zaruretten doğan istisnaî bir yol olduğu, amacı dışına taşırıl-
dığında, mâkul sınırları aştığında ve süreklilik kazanma eğilimine girdi-
ğinde, kaçınılmak istenen zararlardan çok daha büyük zararlar getireceği,
karakter bozukluğuna yol açacağı ve beşerî ilişkilerde güveni sarsacağı,
bunun ise İslâmî ilkelerle bağdaşmayacağı unutulmamalıdır.
Takıyye ile yakından ilgili bir kavram da “müdârâ”dır. Müdârâ bir ger-
çeği örtme veya bir bâtıla geçerlilik sağlama amacı taşımaması, iki yüz-
lülük (nifak) olarak nitelenebilecek biçim ve ölçüde olmaması kaydıyla
“aynı ortamı paylaşan insanlarla hoş geçinip onlara güler yüz gösterme
ve durumu idare etme” anlamında bir muâşeret kuralı kabul edilir (M.
Reşîd Rızâ, III, 281). Hz. Peygamber’in de kendilerinden kötülük gelmesi
muhtemel zorba kişilerle karşılaştığında müdârâ ettiği, bazı hallerde aile
içi barışın sağlanmasında da bu yönteme başvurulmasını uygun gördüğü
540

