Page 470 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 470
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 3 – 4
olan ve verme hakkını haiz bulunan mercii yok edip ceza korkusundan
kurtulmak, daha sonra da doya doya günah işleyip zaruri olan cezasını
başkalarına yükletmek; işte hıristiyanların teslîs inancı netice itibariyle
mâbudun inkârını içeren böyle bir bilmecedir. Esasen Hz. Îsâ asla böy-
le bir çağrıda bulunmamıştır. Ancak Hıristiyanlığın mensupları kısa bir
süre içinde, peygamberlik mertebesiyle şereflendirilmiş olan bu babasız
çocuğun peygamberliğinin doğruluğunu ve nezih bir yolla dünyaya gel-
miş olduğunu gösteren mûcizelere bakıp onun öğretilerine samimiyetle
uyacakları ve tek tanrı inancı üzere yürüyecekleri yerde, bu olağan üstü
durumları şüphelerle dolu esrarengiz bir bilmece haline getirmişler,
özellikle “yaratan, var eden, esirgeyen” mânasında olmak üzere İncil’de
geçen baba kelimesine “evlât sahibi” anlamı verip bunu bazı felsefî teori-
lerle besleyerek ve müteşâbih ifadelere takılarak kendi te’villeriyle ortaya
koydukları bir inanç sistemini benimsemişler, böylece tevhid inancını ve
Hıristiyanlığın temel öğretilerini köklü bir tahrife uğratmışlardır. İşte bu
âyet-i kerîmede Allah’ın âyetlerini inkâr edenleri çetin bir azabın bekle-
diği ve Cenâb-ı Allah’ın mutlak güç ve intikam sahibi olduğu belirtilir-
ken, tanrı kavramının yanlış yorumlanması, muhkem âyetleri inkâr, aslî
günahın affına güç yetirememe, tecessüd (tanrının insan kılığına girme-
si) gibi teslîs iddiasıyla alâkalı küfrü mûcip tavırlara karşı ilâhî bir dar-
be indirilmiş ve yüce hakikatleri alçaltmaya cüret edenlerin kesin olarak
mağlûp olacakları ilân edilmiş olmaktadır (II, 1022-1027).
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da, âyet-i kerîmenin lafzî
olarak “Allah intikam sahibidir” şeklinde tercüme edilebilecek olan kıs-
mında intikam kelimesinin başına sahiplik anlamı taşıyan “zû” kelimesi-
nin getirilmesiyle, yüce Allah’ın intikamının, beşerî anlamıyla bilmekte
olduğumuz yüreği serinletme amaçlı, kin veya fevrî davranış eseri, körü
körüne bir öç alma olmayıp, hay, kayyûm, peygamberler ve kitaplar gön-
deren, akıllara doğru yolu gösteren, kemal sahibi yüce varlığın kulların
yararına olmak üzere uygun bulduğu cezalandırma biçimi olduğuna işaret
edilmiş olduğudur. Ayrıca bir sonraki âyette hiçbir şeyin Cenâb-ı Allah’ın
bilgisi dışında kalamayacağının belirtilmesiyle de, bu cezalandırmanın
sınırsız bir ilim ve kudretin eseri olduğuna ve cehaletle asla ilişkisi bulun-
mayan hakîmâne bir fiil olduğuna işaret edilmektedir (Elmalılı, II, 1027;
472

