Page 468 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 468

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 3 – 4



                 dan reddedildiğine değinir. Zira bu âyette “bir defada topluca” indirme-
                 den söz edilirken “tenzîl” masdarından fiil kullanılmıştır. Bu durumda
                 Kur’an için tenzîl, ardından diğer iki kitap için inzâl masdarlarından fiil
                 kullanılmış olmasını, Arap dili kurallarına göre Kur’an-ı Kerîm’in indi-
                 rilmesinin muhteva ve hedef kitle (bütün insanlık) bakımından diğerle-
                 rine göre çok daha önemli olduğunun vurgulanması şeklinde açıklamak
                 mümkündür (III, 147-148).
                   Hz. Muhammed’e gerçeğin ta kendisi yani gerçekliğinde kuşku bulun-
                 mayan kitabı yüce Allah’ın indirdiği kesin bir ifade ile belirtildikten son-
                 ra, yine kesin bir üslûpla Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin çok çetin
                 bir cezaya çarptırılacakları bildirilmektedir. Böylece gerçekleri kabule
                 yanaşmayanlara ilâhî hikmet gereğince mühlet verilip hemen cezalandı-
                 rılmıyorlarsa, bu duruma aldanılmaması ikazında bulunulmakta, acı âkı-
                 betin böylelerini er geç yakalayacağı haber verilmektedir. Bu bildirimin
                 üzerinde dikkatle ve ciddi bir biçimde düşünülmesi gereğine işaret için
                 de yüce Allah’ın aziz, yani “mutlak güç sahibi” ve zü’ntikam yani “suçlunun
                 hakkından gelen” (intikam almaya muktedir) olduğu hatırlatılmaktadır.
                   İntikam nimetin ve affın zıddı olup, “suçluyu yakalayıp mağlûp etmek,
                 cezasını vererek suçtan aldığı hazzı acıya çevirmek” anlamına gelir. Yüce
                 Allah kuşkusuz acıyan, hilimle muamele eden, esirgeyen ve bağışlayan-
                 dır. O’nun bu sıfatlarını belirten yüzlerce âyet ve hadis bulunmakta, bir
                 âyette “rahmetinin her şeyi kuşattığı” (A‘râf 7/156), bir kutsî hadiste
                 de “rahmetinin gazabına üstün geldiği” (Buhârî, “Tevhîd”, 15, 22, 28;
                 Müslim “Tevbe”, 14-16) belirtilmektedir. O, küfür dahil en ağır günahla-
                 rı işledikten sonra bile hâlisâne yapılan tövbeleri kabul eden, affedendir.
                 Fakat affın, kötülüğü iyilik düzeyine çıkarır, haksızlıkları özendirir tarzda
                 uygulamasının şerre ortak olma mânasına geleceği açıktır; evreni yaratan
                 hikmet sahibi yüce Allah ise böyle bir durumdan münezzehtir. İşte hak
                 ve hayra gösterilen sevginin derecesiyle bâtıl ve şerre duyulan nefretin
                 derecesi arasında denge bulunması zaruretine ve Cenâb-ı Allah’ın bağış-
                 layıcılığının asla şer ve inkârda direnmenin karşılığı olarak düşünülme-
                 mesi gerektiğine işaret için, âyette açık ve kesin bir bildirimden sonra
                 hâlâ inkârcılıkta ayak diretenleri bağışlamanın değil, cezanın beklemekte
                 olduğu hatırlatılmaktadır. Öte yandan Cenâb-ı Allah’ın cezalandırmaya



          470
   463   464   465   466   467   468   469   470   471   472   473