Page 464 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 464
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 3 – 4
cirinin son halkasını teşkil ettiği ortaya konmaktadır. Gerçekten, önceki
peygamberlerin ve kitapların ileride büyük bir peygamberin geleceğini
haber vermiş oldukları göz önüne alınınca, Kur’an’ın gelişi sadece Hz.
Muhammed’in peygamberliğinin değil, aynı zamanda bu bildirimlerin,
dolayısıyla önceki dinlerin de hak din oluşunun onaylanması anlamını
içermekte, böylece birbirini teyit eden karşılıklı bir tanıklık gerçekleş-
miş olmaktadır. Bir başka anlatımla Kur’an’ın gerçekliği kabul edilme-
dikçe önceki ilâhî kitapların ve peygamberlerin de sağlam ve ikna edici
bir tasdike erişmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra âyetteki “musad-
dık” kaydı, “O peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; içlerinden
bir kısmıyla Allah konuşmuş, bir kısmını da derecelerle yükseltmiştir”
(Bakara 2/253) ve “Muhammed... Allah’ın elçisidir ve peygamberle-
rin sonuncusudur” (Ahzâb 33/40) meâlindeki âyet-i kerîmelerin ışı-
ğında yorumlandığında, burada, dinî öğretilerin tekâmülündeki zirveyi
Hz. Muhammed’in tebliğinin temsil ettiğine ve onun riyaset konumuyla
şereflendirildiğine işaret edildiği de söylenebilir.
Öte yandan Kur’an-ı Kerîm’in bu özelliği (musaddık) kendisinin sağ-
lam bir bilgi ve hüküm kaynağı olduğunun açık bir delilidir. Zira bu kitabı
tebliğ eden Hz. Muhammed’in ümmî (okuma yazma bilmeyen), önceki
dinlerin bilginleriyle teması olmamış, bu konuda herhangi bir öğrenim
görmemiş bir kimse olduğu dikkate alınınca, bu dinler hakkında doğru
bilgileri verebilmiş olmasının bir tek sebebi olabilir ki o da ilâhî vahiy
yoluyla bilgilendirilmiş olmasıdır. Şayet Kur’an Allah katından bir bil-
dirim olmasaydı, önceki ilâhî kitaplarla böylesine bir uygunluk taşıması
mümkün olmaz ve “tasdik”ten de söz edilemezdi. Ancak bu “uygunluk” ve
“doğrulama” konusunda şu noktanın göz önünde bulundurulması gere-
kir: Önceki ilâhî dinlerin savunageldiği tevhid inancı ve bununla bağ-
daşmayan tutumlardan uzak durma gereğinin yanı sıra, adaletle muamele
etmeyi, iyilik yapmayı, iffetli olmayı, yalandan, haksız kazançtan ve ben-
zeri kötülüklerden sakınmayı buyuran ahlâk ilkelerini Kur’an da aynen
kabul etmiş ve onaylamıştır. Bunlarda uygunluk ve doğrulamanın anlamı
açıktır. Kur’an tarafından neshedilmiş (yürürlükten kaldırılmış) birçok
hüküm açısından doğrulamanın anlamı ise, Kur’an tebliğinin erişmesi-
466

