Page 441 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 441

2 / BAKARA SÛRESİ · 275 – 281



           kullanılan üslûp ve ifade de bu türlü bir anlayış ve yoruma ters düşmek-
           tedir.
             Rivayet tefsirlerinde bu âyetin gelişiyle ilgili bazı sebepler zikredilmiş-
           tir: 1. Tâif’te oturan Sakîf kabilesi faizcilik yapardı, birçok kimse üze-
           rinde faiz alacakları vardı; Mekke’nin fethinden sonra Tâif kuşatılmış,
           bu arada faiz yasağı da konmuş bulunduğu için bu konuda bir anlaşma
           yapılarak İslâm’a girmişlerdi. Anlaşmaya göre kendilerinin faiz borç-
           ları düşecek, yasaktan önce tahakkuk etmiş faiz alacaklarını ise tahsile
           devam edeceklerdi. Mekke Valisi Üseyd’e başvuran –faiz borçlusu– bazı
           Mekkeliler, Sakîf’e olan faiz borçlarını ödemeyeceklerini bildirdiler,
           Sakîfliler ise anlaşma gereği talepte ısrar ettiler. Durum Resûlullah’a bil-
           dirilince bu âyet nâzil oldu (Taberî, III, 107). Anlaşılan o ki, Resûlullah
           bu anlaşmayı, “Yasaktan önce gerçekleşmiş faiz alacakları haram kap-
           samına girmez” ictihadına göre yapmıştı; bunun üzerine inen âyetle söz
           konusu ictihad düzeltilmiş oldu (İbn Âşûr, III, 94). 2. İslâm’dan önce,
           Hz. Peygamber’in amcası Abbas ile Hâlid b. Velîd ortak olarak faizcilik
           yapıyorlardı, faize yatırılmış büyük bir servetleri vardı. Âyet nâzil olun-
           ca Resûlullah halka hitap ederek, “İyice duyunuz ki Câhiliye devrinden
           kalma bütün faiz borçlarını kaldırıyorum; ilk kaldırdığım faiz alacağı da
           amcam Abbas’ınkidir!” buyurdu (Ebû Dâvûd, “Hac”, 57; İbnü’l-Cevzî,
           Zâdü’l-mesîr, I, 332). İbnü’l-Cevzî bu rivayetleri sıraladıktan sonra İbn
           Abbas, İkrime gibi kadîm tefsircilerden şu önemli notu da nakletmiştir:
           Allah “... Kalan faizi bırakın” buyuruyor; çünkü daha önce bütün faizler
           terkedilmiş, yalnızca Sakîf’in faizleri kalmıştı.

           280. Haklar, alacaklar, ödev ve yükümlülükler yalnızca hukukî olanlar-
           dan ibaret değildir; bütün bunların aynı zamanda veya yalnızca dinî ve
           ahlâkî olanları da vardır. Ana parayı almak, faizciliğe tövbe edenlerin
           hakkıdır, bu hakkı onlara hukuk bahşetmektedir. Ancak dinî ve ahlâkî
           bakımdan eli darda olan, ödeme imkânı bulunmayan kimseleri sıkıştır-
           mamak, büyük zararlara sokmamak, ödeme imkânı hâsıl oluncaya kadar
           kendilerine mühlet vermek de bir ödev, erdemli bir davranıştır. Hatta
           durumu müsait olanların, darlık içinde bulunan kimselerdeki alacakları-
           nı bağışlamaları ve bunu Allah rızâsı için yapmaları (tasadduk) kendileri
           için daha hayırlıdır. Bu faziletli davranış yalnızca faizcilikten tövbe eden



                                                                                   443
   436   437   438   439   440   441   442   443   444   445   446