Page 438 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 438

2 / BAKARA SÛRESİ · 275 – 281



                 izniyle bu sebeplerin oluşmasında şeytan ve cinlerin etkisinin bulun-
                 masına engel teşkil etmez; bilim, madde ötesinde nelerin olup bittiğini
                 keşiften âcizdir.
                   Faiz yiyenler, faizin helâl olduğunu söyleyenler bunu bir iddiaya ve
                 inanca dayandırıyorlar: “Alım satım da ancak faiz gibidir” yani faiz de
                 satım akdi gibi meşru sayılmalıdır. Günümüz iktisatçılarının da bir kısmı
                 “Kâr teşebbüsün ve ticaretin, ücret emeğin, faiz sermayenin... rantıdır”
                 diyerek aynı inanç ve iddiayı tekrarlamış oluyorlar. Eskiden yeniye faizi
                 savunanlara göre bir elbiseyi ona alıp on bire satmak nasıl câizse on lirayı
                 on bir lira karşılığında peşin satmak da öyle câiz olmalıdır. Kezâ peşin
                 fiyatı on lira olan bir elbiseyi bir ay vade ile on bir liraya satmak nasıl câiz
                 oluyorsa, on lirayı bir ay vadeyle on bir liraya satmak da öyle câiz olmalı-
                 dır. Bu işlemler arasında akla göre bir fark yoktur. Karşılıklı rızâ vardır,
                 ayrıca insanlar buna muhtaçtır. Çünkü bir kimse cebinde parası olmadı-
                 ğı halde bir şeye şiddetle muhtaç olabilir. Eğer bu parayı faizle alamazsa
                 ihtiyaç içinde kalır. Halbuki faiz vererek de olsa parayı bulur, ihtiyacını
                 giderirse ileride elde edeceği parayla borcunun aslını ve faizini öder; faiz
                 ödemeyi ihtiyaç içinde kalmaya ve bunun vereceği zarara tercih eder.
                   Kur’an-ı Kerîm’in buna cevabı kısa ve nettir: “Halbuki Allah alım satı-
                 mı helâl, faizi ise haram kılmıştır.” Bu cümle iki işlem arasındaki dinî ve
                 hukukî hüküm farkını vermekte, bu farkın dayandığı gerekçeyi ise akıl ve
                 tecrübeyle bilip bulmaya bırakmaktadır. Bilme ve bulmaya yönelik çaba-
                 ların meyveleri olan düşüncelerden bazı örnekler sunmak, bu iki işlem
                 arasındaki farkı kavramaya yardımcı olacaktır (açıklama örnekleri için
                 bk. Râzî, VII, 90-91 vd.): a) Kaffâl’den Râzî’nin naklettiğine göre birisi
                 on dirhem değerindeki bir elbiseyi yirmi dirheme sattığında, elbisenin
                 bütünüyle yirmi dirhemin tamamı arasında bir denklik kurulmuş, buna
                 da taraflar rızâ göstermiş oluyorlar; yani mal olarak elbise, para olarak
                 yirmi dirhem değerinde ve karşılığında oluyor, ortada bir fazlalık kalmı-
                 yor. On dirhemi yirmi dirhem karşılığında satan kimse ise karşı taraftan
                 on dirhem fazla  ve bu fazlalığın karşılığı bulunmuyor. “On dirhem borca
                 karşı ödenen yirmi dirhemin onu ana para, onu da erteleme ve bekleme-
                 nin karşılığıdır” denilecek olursa, Kaffâl’in buna verdiği cevap da şudur:
                 “Verilen süre ve vade mal veya işaret edilebilecek bir şey (madde) değil ki



          440
   433   434   435   436   437   438   439   440   441   442   443