Page 439 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 439

2 / BAKARA SÛRESİ · 275 – 281



           onu ödenen on dirhemin karşılığı kılalım.” b) Râzî ve Beyzâvî’nin tesbit-
           lerine göre on dirhem değerindeki bir malı vadeli olarak on bir dirheme
           satan kimse, müşteriye o maldan ya kullanıp tüketerek ya da ticaret yapa-
           rak istifade etme imkânı vermektedir; yani müşteri ya bu malla ihtiyacını
           gidermekte ya da üzerinden kâr ummaktadır. Bir dirhemlik fazlalık (vade
           farkı) işte bu istifade imkânının karşılığıdır. On dirhemi on bir dirheme
           satan veya ödünç veren ise müşteriye on dirhemden fazla menfaat (isti-
           fade imkânı) sağlamış olamaz; on dirhem ancak on dirhemlik iş görür.
           “Bu on dirhemle de müşteri ticaret yaparak para kazanabilir” denemez.
           Çünkü faizli akid yapılırken henüz alınmamış bulunan bir maldan “onu
           satarak para kazanma faraziye ve beklentisi” uzak bir ihtimaldir (mev-
           humdur). Verilen faizse ihtimal değil gerçektir. Gerçek, uzak ihtimalin
           karşılığı (bedeli) olamaz (Râzî, VII, 90-91; İbn Âşûr, III, 84-85).
             İbn Âşûr bu iki farkı zikrettikten ve ikincisinin birincisine göre daha iyi
           bir tesbit olduğunu da ifade ettikten sonra şu tenkit ve mütalaayı serdet-
           miştir: Ödünç para alan da –mal satın alanın bundan yararlandığı gibi–
           yararlanır, ihtiyacını bununla karşılar; onunla ticaret yapmasıysa nâdir
           bir olaydır. Faiz ile satım akdi arasındaki farkı galip ihtimale (mazınna)
           dayandırmak daha uygundur. Buna göre ödünç alan –özellikle Kur’an’ın
           nâzil olduğu devirde– muhtaç olduğu için alır ve bununla şahsî ihtiyacını
           karşılardı. Bunu faiz karşılığında veren onun sıkıntısını daha da arttırmak-
           ta, ihtiyaç ve çaresizliğini istismar etmektedir. Malı satın alan ise ihtiyacı
           bulunmayan şeyi verip ihtiyaç duyduğunu almaktadır. Faizcilik zenginle
           fakir arasında, alım satım ise iki zengin (verdiğine ihtiyacı bulunmayan)
           arasındadır. Genel olarak durum böyledir ve fark buradadır.
             Yukarıda faizin haram kılınmasının hikmeti açıklanırken bu farka da
           bir başka açıdan ışık tutulmuştur.
             Faizin  mahiyet  ve  hükmüyle  faiz  yiyenlerin  âkıbetleri  konusunda
           Allah’tan gelen bu açıklama ve öğütlere kulak vererek faizcilikten vazge-
           çenler, daha önceden almış oldukları faizleri geri ödemeyeceklerdir. 278.
           âyet de bunu teyit etmektedir. Ancak akid yapıp da henüz teslim almadık-
           ları faizleri almaları câiz değildir. 279. âyet “Tövbe ederseniz artık hakkı-
           nız ana paradır...” diyerek bu hükme açıklık getirmiştir.



                                                                                   441
   434   435   436   437   438   439   440   441   442   443   444