Page 312 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 312
2 / BAKARA SÛRESİ · 197 – 203
sunda ise “terk ve sakınma”nın kastedildiğini belirtir. Takvâ sahibi kişi-
ye “müttak^”, bazan da “tak^” denir.
Kur’an-ı Kerîm’de takvâ kelimesi on yedi âyette geçer. Ayrıca kırk
dokuz âyette çoğul şekliyle “müttaki”, 160 kadar âyette de aynı kökten
gelen isim ve fiiller bulunmaktadır. İslâm öncesinde bu kelimeler hemen
hemen daima “bir tehlikeyi önlemek üzere konulmuş engel ve siper”i
ifade ediyordu. İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren takvânın eski profan
anlamından giderek dinî anlama kaydığı görülmektedir. İlk zamanlar-
da, âhiret inancının yoğun olarak işlendiği âyetlerde takvâ ve aynı kök-
ten gelen diğer kelimeler, Allah’ın şiddetli azabına karşı siper vazifesi
görecek olan korku ve kaygı şuurunu ifade eder. Ancak zamanla, İslâm
cemaatinin hem sayı hem de keyfiyet bakımından, yani dinî ve ahlâkî
şuur açısından gelişmesine paralel olarak, takvâ kavramının içeriğinin
de geliştiği ve zenginleştiği görülür.
Konumuz olan âyette: a) Önce bazı kötülükler, ahlâkî olmayan davra-
nışlar sıralanıyor. b) Sonra mutlak olarak iyiliğin önemi vurgulanıyor.
c) Sonra da genel olarak kötülükleri terkedip iyilikler yapmaya şâmil
bir kavram olarak takvânın önemi ifade ediliyor. Burada takvânın “en
hayırlı azık” şeklinde nitelendirilmesi onun vazgeçilmezliğine işaret
eder. Aynı âyette kötü söz, fısku fücûr, çatışma ve sürtüşme gibi ahlâ-
ka ve özellikle haccın yüksek ahlâkî ve mânevî atmosferine yakışmayan
tutumlardan sakınmak, dolaylı olarak “hayır” ve “takvâ” diye isimlen-
dirilmiştir ki, buradan takvânın, haccın belirtilen atmosferine saygı ve
ahlâkî olgunluk taşıdığı sonucu çıkmaktadır. Yine bu sûrenin 237. âye-
tinde takvânın, bağışlama ve feragati de içine alan geniş ahlâkî içeriği ima
edilmiştir. Benzer bir ifade Mâide sûresinin, şahitlik ve adaletle ilgili 8.
âyetinde geçer. Bu âyette takvâ, adaleti de içine alan bir fazilet olarak gös-
terilmiştir. Takvânın bu sosyal fonksiyonu, Hucurât sûresinin 13. âye-
tinde evrensel boyutta ele alınmıştır. Orada Allah’ın bütün insanları bir
erkekle bir kadından (Âdem ve Havvâ) yarattığı; birbirleriyle (üstünlük
ve soyluluk yarışına girişmek, sürtüşmek ve çatışmak için değil), tanışıp
bilişmek için onları halklara ve kabilelere ayırdığı ifade edildikten sonra
“Allah nezdinde sizin en şerefliniz, takvâda en ileri olanınızdır” buyurul-
muştur. Kanaatimizce insanlığın eşitliği ve evrensel barışçılık ilkelerini
314

