Page 311 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 311
2 / BAKARA SÛRESİ · 197 – 203
bu süre içinde farklı zamanlara yayılabileceğini düşünmek, bizzat Hz.
Peygamber’le Hulefâ-yi Râşidîn’in ve bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün
müslüman bilginlerin görüşlerine ve 1400 seneyi aşkın bir süredir yürü-
tülen uygulamaya aykırıdır. Doğabilecek güçlükleri ortadan kaldırmak
için yeterli imkânların mevcut olduğu bügünkü şartlarda böyle bir deği-
şiklik gereksizdir, yanlıştır. Ayrıca yapılacak değişikliğin, bu ibadetin –
yukarıda önemi ve değeri bir ölçüde ifade edilen– dinî, ahlâkî, sosyal,
siyasî işlevini de zayıflatacağında kuşku yoktur.
Hac, insanı âdeta madde âleminden ruhanî âleme taşıyan bir ibadet
olduğu için, “Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac
sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yok-
tur” buyurularak, insanın bu ibadete niyet edip başladığı andan itibaren
sözlerinde, tutum ve davranışlarında, insanlarla ilişkilerinde son derece
dikkatli olması gerektiğinin altı çizilmiştir.
Tefsirlerde verilen bilgilere göre özellikle Yemenli hacılar, güya Allah’a
tevekkül ettiklerini söyleyerek hazırlık yapmadan, azık almadan hac yol-
culuğuna çıkar, sonra da dilenmek zorunda kalırlardı (Taberî, II, 279-
281; İbn Atıyye, I, 273-274; Râzî, V, 169). Bu sebeple âyette “Azık edinin”
buyurulmakta; ardında da “Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır” buyu-
rularak hac yolculuğuna hazırlıksız çıkıp sonra da insanlardan yiyecek
içecek istemenin iyi bir davranış olmadığına, takvâya da aykırı olduğuna,
hac sırasında bu tür yanlışlardan kaçınmak suretiyle Allah’a karşı saygılı
davranışlar sergilemek gerektiğine işaret edilmektedir (Taberî, II, 281).
“Azık edinin” ifadesi, “Hayırlı ameller işleyerek âhiret hazırlığı yapın”
anlamında da yorumlanmış; İbn Atıyye, Râzî gibi birçok müfessir bu
yorumu tercih etmişlerdir (bk. İbn Atıyye, I, 273; Râzî, V, 168-169). Ancak
bize göre bu ifadeyi maddî hazırlığı da kapsayacak şekilde yorumlamak
takvâ şartını gerçekleştirme bakımından daha isabetli olacaktır.
Takvâ kelimesi, “koruma, esirgeme” anlamına gelen “vikāye” kökün-
den türetilmiştir. Seyyid Şerîf el-Cürcânî, et-Ta‘rîfât isimli terimler
sözlüğünde takvânın sözlüklerde “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak
kendisine acı verecek durumlardan korunması” şeklinde tarif edildiğini;
itaatler konusunda takvâ denildi mi bundan “ihlâs”, mâsiyetler konu-
313

