Page 313 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 313
2 / BAKARA SÛRESİ · 197 – 203
vurgulayan ifadelerin ardından, en büyük değer ölçüsü olarak takvânın
zikredilmesi, bu erdemin, söz konusu ilkelere saygı anlamını içerdiğine
de işaret eder.
Kur’an-ı Kerîm’de takvânın ahlâkî ve insancıl içeriğini ifade eden
daha başka örnekler de vardır. Meselâ Fetih sûresinin 26. âyetinde müş-
rik Araplar’la Hz. Peygamber ve ashabı arasında bir mukayese yer alır.
Buna göre müşrik Araplar’ın kalbinde “Câhiliye hamiyeti” vardır; Hz.
Peygamber ve arkadaşlarının hasleti ise “sekînet ve takvâ”dır. Câhiliye
hamiyeti, tamı tamına “hilim” kavramının zıddı olarak öfke, gurur, kibir,
saldırganlık, barbarlık ve saygısızlık ruhunu ifade eder. Bu durumda
Hz. Peygamber ve müminlerin hasleti olan sekînet ve takvâ kavramları
da “ağırbaşlılık, soğukkanlılık, tevazu, insanların şeref ve haysiyetlerine
saygı” anlamını taşır. Takvânın aynı zamanda bir kibarlık erdemi olduğu-
nu gösteren âyetler de vardır (meselâ bk. Bakara 2/189; Hucurât 49/1-3).
Takvânın anlamı konusundaki ilginç örneklerden biri de onun “hayâ”
ile ilişkisini gösteren A‘râf sûresinin 26. âyetidir: “Ey Âdemoğulları!
Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ
elbisesi, işte o daha hayırlıdır...” Bu ifadede takvâ, dolaylı bir üslûpla,
günah duygularını örtüp kapatan, bastıran bir koruyucu, ruhu bezeyen
bir erdem şeklinde takdim edilmiştir. Yani elbise bedeni kapattığı, koru-
duğu ve süslediği gibi takvâ da hem ruhumuzun kötü duygularını örter
hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takvâ sahibi kişinin kaba, haşin,
haksız, isyankâr, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz ve hayâsız olması
düşünülemez.
Önemle vurgulanması gereken husus, takvânın tâzim, hürmet, saygı,
utanma gibi kelimelerle ifade ettiğimiz yüksek ahlâkî faziletler için kulla-
nıldığıdır. Hangi konumda geçerse geçsin, Kur’an’da kullanılan takvâda
bu anlam mutlaka vardır. Fakat takvâ, her şeyden önce Allah’a saygı ve
O’nun koyduğu kuralları ihlâl etmekten sakınmaktır. Bu sebepledir ki,
kanaatimizce, Kur’an’da sık sık tekrar edilen “itteku” ve benzeri ifadeleri
“Allah’tan korkunuz” şeklinde tercüme etmek tam olarak Kur’an’ın mak-
sadını yansıtmamaktadır. Zira Kur’an dilinde takvâ, patolojik bir duygu
anlamındaki korku değil, –tabir yerindeyse– çok sevdiğimiz, saydığımız
ve aynı zamanda azabına uğramaktan kaygı duyduğumuz Allah’ı gücen-
315

