Page 645 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 645

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 104 – 109



           mesiyle birlikte “iyiliği emretme, kötülüğe karşı çıkma” anlamını ifade
           edecek şekilde, diğerlerinde ise genel olarak “kötü, çirkin, kamu vicda-
           nını rahatsız eden, meşruiyet sınırını aşan tutumlar” anlamında kulla-
           nılmıştır. Mâruf ve münker kelimelerinin Kur’an-ı Kerîm’deki bu kulla-
           nımları hadislerde de yer alır (meselâ bk. Buhârî, “Mezâlim”, 22; Müslim,
           “Libâs”, 114, “Îmân”, 78; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 12, “Melâhim”, 17; Tirmizî,
           “Fiten”, 9, 11; Nesâî, “Îmân”, 17).
             İslâm ahlâkına göre toplu yaşamak zorunda olan insanlık, bu yaşayı-
           şın uyumlu olarak sürdürülebilmesi ve iyiliğin hâkim kılınabilmesi için
           birtakım kurallara uymakla yükümlüdür. İslâm ahlâkında başlıca top-
           lumsal kurallar dinî buyruk ve yasaklarla zaman ve mekâna göre değiş-
           mezlik kazanmış, her birey, iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlen-
           mesine kendi ölçüsünde katkıda bulunmakla yükümlü kılınmıştır. İslâm
           toplumunun en önemli ilkelerinden olan emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-
           münker görevinin yerine getirilmesi, her müslümanın, toplum içindeki
           konumuna, maddî ve mânevî gücüne göre katıldığı bir sorumluluktur.
           Kur’an-ı Kerîm’deki ifadesiyle “yeryüzüne sâlih kulların hâkim olması”
           (Enbiyâ 21/105) idealine hizmet etme sorumluluğudur. Hz. Peygamber
           bu görevin önemini ve kapsamını şu şekilde belirtir: “Allah’a yemin ede-
           rim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğe engel olursunuz ve zalimin iki elini
           tutup onu hakka çevirir, doğruluğa zorlarsınız veya (bunu yapamazsanız)
           Allah, sizin iyilerinizin kalplerini de kötülerinkine benzetir ve daha önce
           İsrâiloğulları’na olduğu gibi size de lânet eder” (Ebû Dâvûd, “Melâhim”,
           17). Kur’an-ı Kerîm, savaş zamanlarında bile belli bir topluluğun savaşa
           katılmayıp, dini öğrenmelerini ve savaşa gidenler döndüklerinde onları
           uyarmalarını, iyiliği emretme kötülüğe karşı gelme faaliyetini sürdürme-
           lerini öngörmüştür (Tevbe 9/122). Hz. Peygamber’in şu sözü bu konuyla
           ilgili olarak normal şartlarda her müslümana görev yüklemektedir: “Bir
           kötülük (münker) gören kişi onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen
           diliyle karşı çıksın. Bunu da yapamayan (kötülüğe) kalben buğzetsin ki,
           artık bu da imanın en zayıf derecesidir” (Müslim, “Îmân”, 78; Tirmizî,
           “Fiten”, 11). Buna göre: a) “Kötülüğü el ile önleme” sorumluluğu, müs-
           lümanları toplumda iyiliğin kökleşmesini ve kötülüğün giderilmesini
           sağlayacak bir siyasî güç meydana getirmek ve sağlam bir toplumsal yapı



                                                                                   647
   640   641   642   643   644   645   646   647   648   649   650