Page 606 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 606

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 75 – 77



                 de kendileriyle ticaret yaptıkları Araplar’dan bir kısmı İslâmiyet’i kabul
                 edince, bu ifadenin arkasına sığınarak onlara olan borçlarını ödemek
                 istemediler. Râzî, bu yorumu aktardıktan sonra onların anılan tutumu
                 hakkında şöyle bir gerekçe zikreder: Muhtemelen Yahudilik’te bâtıl bir
                 dinden başka bir bâtıl dine geçen mürted sayılıyordu; onların nazarında
                 İslâm da bâtıl olduğundan müslüman Araplar’a mürted gözüyle bakıyor-
                 lardı (VIII, 102, “ümmî” kelimesinin anlamı için bk. A‘râf 7/157-158).
                   Tefsirlerde  bu  âyetin  nüzûl  sebebiyle  ilgili  olarak  her  iki  davranış
                 biçimine örnek teşkil eden olaylar da zikredilir (Taberî, III, 318-319;
                 Nîsâbûrî, III, 230). Bu çerçevedeki rivayetler ve yorumlar ne olursa olsun
                 âyetin şu hususlara dikkat çekip uyarı ve öğütte bulunduğu açıktır: Yüce
                 Allah hiç kimse veya zümreye başkalarının haklarını gasbetme müsaa-
                 desi vermemiştir. Bu konuda kendilerinin imtiyaz sahibi olduğunu iddia
                 edenler Allah’a iftira etmiş olurlar. Nitekim bu âyet indiğinde Resûlullah
                 şöyle buyurmuştur: “Allah’ın düşmanları yalan söylemişler; Câhiliye
                 döneminin (kötü olan) her şeyi ayaklarımın altındadır; emanete gelince,
                 sahibi iyi olsun kötü olsun o yerine verilir” (İbn Mâce, “Menâsik”, 84;
                 Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 54; İbn Atıyye, I, 458). Şu halde Ehl-i kitap’tan
                 bir kısım din istismarcılarının başvurduğu bu yöntemin ilâhî dinlerde
                 sağlam bir dayanağının bulunamayacağı asla gözden uzak tutulmamalı,
                 böyle bir anlayışın sosyal barış için ne büyük tehlikelere yol açabilece-
                 ği üzerinde herkes dikkatle düşünmelidir; hele müslümanlar asla onlara
                 özenerek veya misilleme yaparak birtakım menfaatler uğruna hak gasbı-
                 na tevessül etmemeli, ahlâkî değerlerin korunmasında titiz davranarak
                 cihana örnek olmalıdırlar. Öte yandan gerek âyetteki tasvirden gerekse
                 anılan hadisten, İslâm’ın insanların eylemleri hakkında topyekün bir
                 yargı ortaya koyma değil, doğruyla yanlışı ayırt etme esasına dayalı bir
                 değerlendirme yapma anlayışını onayladığı sonucu çıkmaktadır.
                   Meâlinde “yüklerle mal” şeklinde karşılanan kıntâr kelimesi emanet
                 edilen miktarın çokluğunu, “bir dinar” da azlığını belirtmektedir (İbn
                 Atıyye, I, 458).
                   Âyette geçen “emanet etme” ve “tediye etme” anlamına gelen fiiller,
                 burada genel olarak güven esasına dayalı “borç” ilişkisinin kastedildi-
                 ğini göstermektedir. Âyette bunun mutlaka aynî (muayyen bir şeyi ver-



          608
   601   602   603   604   605   606   607   608   609   610   611