Page 592 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 592

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 64 – 68



                 manların bütün iyi niyetlerine ve onların hayrını arzulamalarına rağmen
                 insaf ölçülerini tamamen bir yana bırakıp onlara karşı için için kin besle-
                 yen Ehl-i kitap’la ilgilidir.
                   “Müşterek olan bir söz” diye tercüme ettiğimiz “kelimetin sevâin” tam-
                 laması tefsirlerde, “âdilâne, dosdoğru, orta yolun ifadesi olan bir söz,
                 adalet ve insaf ölçülerine uygun bir söz” şeklinde açıklanmaktadır. Âyetin
                 bu tamlamaya bağlı olarak yer alan “sizinle bizim aramızda” anlamındaki
                 “beynenâ ve beyneküm” kısmı âyetin devamında bu sözün ne olduğuna
                 dair yapılan açıklama dikkate alındığında, burada müslümanlar ile aslî
                 hüviyeti itibariyle tek Tanrı inancının savunucusu olan din mensupla-
                 rı arasındaki ortak ilkelerin özünün kastedildiği açıkça anlaşılır. Âyette
                 bu ilkelerin en temel noktası “yalnız Allah’a kulluk etme” şeklinde belir-
                 tilmiştir. Fakat bu ilkenin zedelenmeden varlığını koruyabilmesi iki ön
                 şarta bağlı sayılmıştır: a) Hiçbir şeyi Allah’a ortak saymamak, b) Allah’ın
                 dışında hiçbir merci, kişi veya gücü rab kabul etmemek. Böylece bir taraf-
                 tan Ehl-i kitap, peygamberlerin tebliğ faaliyetinin ortak çizgisine çağrıl-
                 makta, bir taraftan da onların anılan iki şarta riayet etmemeleri sebebiyle
                 tevhid inancının safiyetini ihlâl ettikleri hatırlatılmış olmaktadır.
                   Elmalılı Muhammed Hamdi âyetteki çağrının dayandırıldığı düşün-
                 ceyi şöyle açıklar: Burada muhtelif vicdanların, milletlerin, dinlerin,
                 kitapların temel bir vicdanda, bir hak sözde nasıl birleştirilebilecekleri,
                 İslâm’ın insanlık âlemine ne kadar geniş, açık ve tutarlı bir hidayet yolu,
                 özgürlük kanunu öğrettiği ve artık bunun Araplar’a veya başka belirli bir
                 millete özgü olmadığı tam anlamıyla gösterilmiştir. “Yalnız Allah’a tapa-
                 lım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden
                 bazıları diğer bazılarını rab edinmesin” sözünde toplanan vicdan birli-
                 ğinden daha geniş, daha hâkim hiçbir vicdan bulmak mümkün değildir
                 ki onun arkasına düşülsün. Din alanındaki ilerleme ve gelişmeler, vic-
                 danların birbirinden ayrı düşen özelliklerinde değil, bütüncüllüğünde
                 ve genişliğindedir. Bütün özgürlük ve eşitlik çağrılarının temeli şu “bir
                 sözde, bir vicdanda toplanır: Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer
                 bazılarını rab edinmesin.” İşte özgürlük ve eşitlik meselesinin çözümünü
                 sağlayacak yegâne anahtar budur: Birbirimizi rab, mevlâ, hâkim-i mutlak
                 tanımayalım, bütün davranışlarımızı bir hakkın buyruğuyla ve Allah’ın
                 hoşnutluğuyla ölçelim. Allah’ı bırakıp da O’nun hükümranlığı altındaki



          594
   587   588   589   590   591   592   593   594   595   596   597