Page 423 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 423
2 / BAKARA SÛRESİ · 261 – 274
kişinin deneyim ve birikimlerini özlü şekilde ifade ettiği sözü” anlamın-
da kullanılırken İslâmî dönemde zaman içinde şu anlamları kazanmıştır:
Bütün özel bilgi alanlarını kuşatan kapsamlı ve derin bilgi veya felsefe,
ilâhî gerçekleri ve Kur’an’ın derin anlamını kavramaktan doğan bilgi ve
bu bilgilere uygun yaşama tarzı, Hz. Peygamber’in sünneti, bir hükmün
sebebi veya amacı, bir eylemden beklenen yarar (maslahat).
İbn Âşûr, felsefe mânasındaki hikmetin kaynağını ve mahiyetini şöy-
le özetlemektedir: “Hikmet ilimleri, ilâhî vahye mazhar olan rehberle-
rin verdikleri bilgi ve gösterdikleri yolların bütünüdür ki insan aklının
terbiye ve ıslah edilmesi bu temele dayanır. Hikmet önce dinlerde ortaya
çıkmış, sonra üstün zekâ sahibi insanların bu temel üzerinde geliştirdik-
leri düşünceleri de buna eklenmiştir. Keldan, Mısır, Hindistan ve Çin’de
birbirine yakın asırlarda yaşamış bulunan kadîm hakîmler hikmetin yol-
larını ve yöntemlerini belirlemişlerdir. Ancak bu hikmet sapmalardan,
hayal ve vehimlerden ayıklanmış değildir. Sonra eski Yunan filozofları
gelmiş, hikmet ilmini başkalarından ayırarak ele almışlar, güçleri yet-
tiğince ayıklayıp saflaştırmışlardır. Ancak yine de hikmet tam saflığına
ulaşamamıştır. Bu dönemde felsefe insan nefsini terbiyeye yönelik bulu-
nan Sokrat yoluyla akıl ve matematiğe yönelik bulunan Pisagor yolundan
ibaret olmuştur. Bunlardan sonra gelen Eflâtun işrak felsefesinin, Aristo
ise Meşşâî felsefenin babaları olmuşlar, günümüze kadar da bu çizgi
devam etmiştir” (III, 63-64).
İslâm bilgin ve düşünürleri, özellikle hicrî IV. asırdan itibaren dinî, fel-
sefî ve ilmî bilgilerin tamamını hikmet kavramı içinde değerlendirerek,
teorik bilgilere “nazarî hikmet”, pratik bilgilere “amelî hikmet” adını
vermişlerdir. Öte yandan bütün ahlâkî erdemleri “hikmet, adalet, yiğit-
lik, iffet” olarak dört temel erdem içinde toplayan ve bunların başında da
hikmeti gösteren felsefî anlayış, zamanla Râgıb el-İsfahânî, Gazzâlî, İbn
Hazm gibi ahlâka dair eserler yazan din âlimleri tarafından da benimsen-
miştir.
270. “Samimi yardımcıları olmayan zalimler”den maksat, özellikle yok-
sullara ilgi göstermeyen, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmayan, serve-
tin sahipleri üzerine borç, ihtiyaç sahiplerine hak olan zekât, nafaka ve
sadakayı onlardan esirgeyen kimselerdir. Kur’an dilinde zalimin mâna-
425

