Page 421 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 421
2 / BAKARA SÛRESİ · 261 – 274
ki âyette sözü edilecek olan “hikmet”e mazhar olanlardır, hakîmlerdir.
İnfak ve tasadduk konusuna hikmeti uyguladığımız zaman şu sonuca
ulaşırız: Aklını veriliş amacına ters olarak işletip onu kötüye kullanan
“şeytanî akıl” sahipleri, kendilerinden maddî, dünyaya ait bir menfaat
görmedikleri kimselere para, mal ve hizmet vermeyi “akılsızlık” olarak
görür ve bunu yapmazlar. “Hikmet” özelliği taşıyan, fıtratı bozulmamış,
veriliş amacı doğrultusunda işletilen aklın sahipleri ise (hakîmler), fay-
dayı daha geniş çerçevede düşünürler. Onlara göre ebedî hayatta karşılığı
alınacak olan harcama boşuna değildir. Dünyada insanları mutlu edecek
harcama –aynı zamanda bu harcamayı yapana da mânevî bir haz vereceği
için– boşuna değildir. Yakın çevrenin sevgi ve saygısını kazandıracak ve
bu sayede bir koruma çemberi oluşturacak harcama; kezâ sosyo-ekono-
mik sınıflar arasında çatışmayı engelleyecek yardımlar boşuna ve akıl-
sızca değildir. İşte Allah, iyi niyetle ve samimiyetle infakta bulunanlara
bunları (âyette bağışlama ve lutuf diye özetlenen karşılıkları) vaad eder,
bu vaade mazhar olmayı sağlayacak duygu ve düşünceleri (hikmet) ilham
eder. Şeytanın bu konuda kafalara sokacağı duygular ve düşünceler ise
cimrilik ve bencillikle yoksulluk korkusudur. Bunların yönlendirdiği
davranışların da çirkin, kötü, gayri insanî olacağı şüphesizdir.
269. Hikmet hüküm kökünden olup bu kökün mânası “menetmek,
engellemek”tir. Hikmet de sahibini yanılmak ve sapmaktan koruduğu
için bu ismi almıştır. Atın ağzına vurulan ve onun yanlış yola girmesini
engelleyen geme de –bu sebeple– “hakeme” denilmiştir. İslâm düşünce-
sinde hikmet, başka milletlerde daha önceden doğan ve gelişen felsefenin
de intikal ve etkisiyle “İnsanın gücünün yettiği kadarıyla eşyayı, varlıkta
mahiyeti ne ise o olarak bilmeyi, bu mânada gerçeğin bilgisine ulaşma-
yı hedefleyen bir ilim” şeklinde tanımlanıp nazarî ve amelî gibi kısım-
lara ayrılmıştır (Cürcânî, et-Ta‘rifât, “Hikmet” md.). Ancak Kur’an-ı
Kerîm’in nâzil olduğu çevrede hikmetin bu mânada kullanılmadığı, bu
mânada bir hikmetten söz edilmediği bilinmektedir. Araplar hikmet
kelimesini “içinde nefsi uyaran, iyiliği tavsiye eden, saadet ve bedbaht-
lıkla ilgili tecrübeleri aktaran, edep ve ahlâkın özünü yansıtan sözler”
mânasında kullanırlardı. Kur’an-ı Kerîm de bu kelimeyi “insanları eği-
tip olgunlaştıran, nefisleri ıslah eden peygamberlik, hidayet ve irşad”
423

