Page 422 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 422

2 / BAKARA SÛRESİ · 261 – 274



                 mânalarında kullanmıştır. Hikmet ilk asırlarda yaşayan tefsircilerden
                 İbn Abbas’a göre Kur’an bilgisi, Süddî’ye göre peygamberlik, Katâde’ye
                 göre Kur’an’la ilgili doğru anlayış (fıkıh), Mücâhid’e göre sözde ve davra-
                 nışta doğruyu yakalamak, daha başkalarına göre din üzerinde düşünmek,
                 akıl yürütmek, ilâhî emir üzerinde düşünmek ve ona uymak, Allah’tan
                 korkmaktır (İbn Atıyye, I, 364). Râgıb el-İsfahânî’nin Kur’an lugatı ola-
                 rak yazdığı el-Müfredât’ında verdiği bilgiye göre genel mânası “bilginin
                 gerçeğe uygun olması ve aklın gerçeği yakalaması” demektir. Hikmetin
                 Allah’a mahsus olanı “Varlıkları (eşya) bilmek ve kusursuz olarak yarat-
                 mak”, insana ait olanı ise “yaratılmışları bilmek ve iyi şeyler yapmak”
                 şeklinde tanımlanır. Allah Teâlâ “Lokmân’a hikmeti verdik” buyururken
                 işte bu ikinci mânadaki hikmeti kastetmiştir.
                   Bu sûrenin 251. âyetinde Allah’ın Hz. Dâvûd’a “mülk ve hikmet” verdi-
                 ği bildirilir. Müfessirlerin açıklamasına göre mülk, Hz. Dâvûd’a verilen
                 maddî ve dünyevî gücü, hikmet de peygamberliği ve bu sayede mazhar
                 olduğu zengin bilgileri yani mânevî ve zihinsel gücü ifade eder. Fahreddin
                 er-Râzî ve Kādî Beyzâvî gibi felsefî birikimi olan müfessirler ilgili âyeti
                 yorumlarken hikmeti, “nazarî bilgileri ve elden geldiğince iyi işler yapma
                 alışkanlığını kazanmak suretiyle ulaşılan ruhî olgunluk” şeklinde açıkla-
                 mışlardır. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır...” meâlindeki
                 âyette (Nahl 16/125) hikmet, tebliğ ve irşad çalışmalarının temel yöntemi
                 olarak gösterilmiştir. Bütün müfessirler buradaki hikmet kavramının,
                 “kesin kanıtlara dayalı, muhatabı tam olarak ikna edecek ve kötü niyet-
                 li tartışmalara son verecek kesinlikte doğru ve sağlam bilgi” anlamında
                 kullanılmış olduğunu belirtirler. Şu halde hikmet, dinî olan ve olmayan
                 bütün yararlı bilgileri içine alan bir kavramdır ve konumuz olan âyet bu
                 anlamdaki hikmetin, Allah’ın insana, birçok hayra vesile olacak büyük bir
                 lutfu olduğunu ifade etmektedir. Bu sebeple olmalıdır ki Resûlullah, hem
                 kendisi hem de bazı sahâbîler için Allah’tan hikmet dileğinde bulunmuş
                 (Buhârî, “Fezâilü’s-sahâbe”, 24); “Bayağı (sefih) kimselere hikmetten
                 söz etme!” (Dârimî, “Mukaddime”, 34) anlamındaki uyarısıyla da hik-
                 mete ancak fıtratı bozulmamış, ahlâkı temiz kişilerin lâyık olduğuna
                 işaret etmiştir. İhvân-ı Safâ Risâleleri’nde bu husus, şu hakîmane ifade
                 ile vurgulanır: “Hikmet bir gelin gibidir ve sadece süslenmiş eve inmek
                 ister” (IV, 13). Sonuç olarak hikmet terimi başlangıçta “akıllı ve bilgili bir



          424
   417   418   419   420   421   422   423   424   425   426   427