Page 398 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 398
2 / BAKARA SÛRESİ · 255
“Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiş-
tirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fii-
len uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi
mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz oldu-
ğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku
basar ne de uyur.
Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O’na aittir; yarata-
nı da gerçek sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız
O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de
şirkin çeşitlerini reddetmektedir. Çünkü müşrik toplumlar varlıkları
yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar arasında paylaştır-
mışlar; meselâ yıldız, gök, yer... tanrılarından söz etmişlerdir. “Yerde ve
gökte” tabiri Arapça’da “bütün varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına
yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan
mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.
Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na denk olduk-
larına değil, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracı-
lık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde
tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat
edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta;
şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe
kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir
şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni
verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere
kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime
verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertip-
leyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından
kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin
verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır.
Allah’tan başka bütün şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğ-
ru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulan-
dığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından biline-
ceği anlaşılır. Çünkü dış görünüşü (mâ beyne eydîhim) itibariyle şefaate
lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüz-
400

