Page 395 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 395
2 / BAKARA SÛRESİ · 255
Tefsiri
254. İnsanlar dünyada bir şeye ihtiyaç duyduklarında ya bunu satın alır-
lar ya dostlarından karşılıksız temin ederler ya da bir yabancıdan –araya
bir dostu veya tanıdığı koyarak– elde ederler. Âhirette bu üç imkândan
hiçbiri mevcut değildir. Orada kulun muhtaç olduğu geçer akçe dün-
ya hayatında yaptığı hayırlardır, Allah rızâsı için yapılan harcamalardır,
âhirette biçmek için dünya tarlasına ekilen tohumlardır.
“Allah için harcama” şeklinde çevirdiğimiz infak “O’nun rızâsı dışında
bir karşılık beklemeden harcamak” demektir. Bu ibadet maksadıyla ve
usulüne uygun olarak yapılırsa zekât olur, sadaka olur, kurban olur; aile
ve akrabaya yönelik olursa nafaka olur. Hâsılı burada infak geniş mânada
kullanılmış, yalnızca savaşa gidenlere veya yoksullara yapılacak harcama
ve yardım kastedilmemiştir.
Âhirette kulların amel defterleri dolu olursa (dünyada iken ibadet ve
infak yapmış olurlarsa) o amellerin (geçer akçelerin) alacağı değerli şeyleri
alırlar. Amel defterleri boş olursa dostluk ve şefaatle işlerini yürütemez,
ihtiyaçlarını gideremezler. Çünkü orada aracılık ve şefaat Allah’ın iznine
bağlıdır, özel durumlara mahsustur ve ortada adalet terazisi (mîzân) vardır.
“... şefaatin olmadığı” ifadesinden, bunu kayıtlayan ve açıklayan nas-
lar olmasaydı, “âhirette hiçbir aracılığın ve şefaatin olmayacağı” sonu-
cu çıkarılırdı. Halbuki hemen bunu takip eden âyette “Allah’ın izniyle
şefaatin olabileceği” ifade edilmiştir. Ehl-i sünnet’e göre âhirette Allah
Resulü’nün ümmetine şefaati olacaktır; bu husus birçok âyet ve hadiste
bildirilmektedir (bk. Bakara 2/48). Hz. Peygamber’den başka genel ola-
rak peygamberler, melekler, şehidler, Kur’an ve müminlerin şefaatlerine
de izin verileceğine, bunların da bazı kimseler için şefaatçi olacakları-
na dair hadisler vardır (Buhârî, “Tevhîd”, 24; Müslim, “Îmân”, 302; Ebû
Dâvûd, “Cihâd”, 28; Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’an”, 1).
255
397

