Page 360 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 360

2 / BAKARA SÛRESİ · 226 – 232



                 la başlayacağı için biraz daha uzar. İddetin gerekçeleri arasında kadının
                 hâmile olup olmadığının anlaşılması ve boşayan koca ile boşanan kadının
                 salim kafa ile düşünüp taşınmalarının, ümit görüyorlarsa tekrar evlilik
                 hayatına dönmelerinin temini vardır. İddeti hayızla hesaplayarak süreyi
                 uzatan müctehidler, ailenin yıkılmamasına yardımcı olabilecek ihtiyatı
                 ve tedbiri tercih etmiş olmaktadırlar.
                   İddet, doğum, hayız ve aylarla hesaplanmaktadır. Hâmilelik, ay halinin
                 kesilmesi ve gerektiğinde muayene ile anlaşılır. Bununla beraber mümin
                 kadınlar bu konularda doğru söylemeye, Allah’ın kendilerinde yarattığı
                 bu durumları gizlememeye teşvik edilmişlerdir.
                   Kadınları boşayan kocaları pişmanlık duyar ve iyi niyetle yeniden evli-
                 liğe dönmek isterlerse bakılır: Kadınlar henüz iddetlerini tamamlama-
                 mış ve kocalar da üç boşama haklarını kullanmamış olurlarsa, yani ric‘î
                 denilen dönüşü mümkün boşamalarda, söz veya cinsel ilişki gibi fiille
                 evliliğe dönmek mümkündür. Kocalar evliliğe dönme kararı verseler
                 dahi sayılı boşama haklarını kullanmış olurlar. Boşanmış kadınlar iddet-
                 lerini tamamlamış olurlarsa –üçüncü defa boşanmamış bulunan kadın-
                 larla– yeniden evlilik hayatına dönebilmek için kadının da bunu istemesi
                 gerekir ve yeniden mehir belirlenerek nikâh kıyılır. Her iki durumda da
                 ortada önemli ve meşrû bir engel bulunmadığı takdirde aile hayatına say-
                 gı, çoluk çocuğun ve yakınların hakları, uzun veya kısa müddet paylaşıl-
                 mış bulunan evlilik hayatı göz önüne alınmış ve boşanmış kadınların eski
                 kocalarına, diğerlerine nisbetle öncelik verilmiştir.
                   İslâm’dan önceki birçok dinde ve kültürde kadın cinsinin, hem insan
                 olarak hem de haklar ve ödevler bakımından erkeğe nisbetle ikinci sınıf
                 bir varlık olarak kabul edildiği bilinmektedir. Câhiliye Arapları’nda da
                 kadının durumu farklı değildi; ana, eş, kardeş ve çocuklar olarak kızlar
                 ve kadınların hakları erkeklerin istek ve keyiflerine bırakılmıştı; dile-
                 diklerini verir, dilediklerini alırlardı. Hz. Ömer bu tarihî gerçeği şöyle
                 dile getirmiştir: “Câhiliye devrinde biz kadınları bir şey saymaz, hesaba
                 katmazdık; bu durum Allah Teâlâ’nın onlar hakkında âyetler indirmesine
                 ve kendilerine birtakım haklar vermesine kadar devam etti...” (Müslim,
                 “Talâk”, 31 vd.). “Kadınların da ödevlerine denk haklarının bulunduğu-
                 nu” bildiren âyet, özellikle o günün şartları dikkate alınırsa eşi bulun-



          362
   355   356   357   358   359   360   361   362   363   364   365