Page 335 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 335
2 / BAKARA SÛRESİ · 215
değildir; yani şer bir tür eksikliktir. Varlıklarda şer diye bilinen durum-
lardan her biri, bir şeyin yokluğuna sebep olan şerden ibarettir.
İslâm düşüncesinde hayır ve şer problemi geniş ölçüde iyimser bir
yaklaşımla ele alınmıştır. Konuya felsefî yöntemle ilk yaklaşan âlimlerden
biri olan Câhiz, başlangıcından itibaren dünya düzenini hayırla şerrin,
faydalıyla zararlının... iç içe bulunuşuna bağlar. Câhiz’e göre eğer dünyada
yalnız şer bulunsaydı bütün varlıklar helâk olurdu. Aksine eğer sırf hayır
bulunsaydı o zaman da bir yükümlülük (imtihan, külfet) düzeninden
söz edilemezdi; ayrıca (şerden kurtulup hayrı gerçekleştirmek için)
düşünmenin sebepleri de ortadan kalkardı; düşünmenin kalkmasıyla da
hikmet yok olurdu (Kitâbü’l-Hayevân, I, 204-205).
İslâm filozoflarının hayır ve şer problemine hem ontolojik hem de
ahlâkî yaklaşımları; daha sonra hemen bütün İslâm bilgin ve düşünür-
leri tarafından geniş bir kabul görmüştür. İslâm felsefesinin en sistem-
ci temsilcisi olarak bilinen İbn Sînâ’ya göre “Allah, imkân âlemindeki
en yüksek derecesiyle hayır düzenini düşünür ve bu sayede düşündüğü
şey, düşündüğü en yetkin şekliyle bir nizam ve hayır olarak kendisinden
taşar” ve “İşte buna inâyet denir” (eş-Şifâ - el-İlâhiyyât, s. 415; ayrıca bk.
s. 363, 365; en-Necât, s. 669). Evrende hayır düzeninin hâkim olduğu
şeklindeki iyimser felsefe, Gazzâlî’ye nisbet edilen (krş. el-İmlâ’ fî işkâlâ-
ti’l-İhyâ’, V, 35-36) ve zamanla bir vecize halini almış olan “Leyse fi’l-
imkân ebdea mimmâ kân” (İmkân âleminde olandan daha güzeli yoktur)
şeklinde özetlenmiştir. Benzer açıklamaların Ebü’l-Berekât el-Bağ-
dâdî, İbnü’l-Arabî ve İbn Teymiyye’nin eserlerinde bile yer alması ilgi
çekicidir (Ebü’l-Berekât, Kitâbü’l-Mu‘teber fi’l-hikme, II, 445-446; III,
9-11; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, VI, 262-263; İbn Teymiyye,
Mecmûu fetâvâ, XIV, 20, 48; XX, 117).
Hayır ve şer terimleri yukarıdaki ontolojik kullanımları yanında, yer
yer insanın eylemlerinin değeri, çoğunlukla da insanın eylemleriyle
ulaşmak istediği amaçların veya eylemlerinin kendini götürdüğü sonuç-
ların değeri olarak da kullanılır. Nitekim Fârâbî mutluluğu “en yüksek
hayır” diye nitelemiştir (el-Medinetü’l-fâzıla, s. 106-107). Gazzâlî ise
aynı zamanda bir kelâmcı ve fakih olması sebebiyle, insan eylemleri-
nin ahlâkî değerleri anlamındaki hayır ve şer konusunu genellikle hasen
337

