Page 702 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 702

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 156 – 163



                 ğu vurgulanmaktadır (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/122; Mâide 5/11, 23; Tevbe
                 9/51; Yûnus 10/84). Ancak bu iman ve teslimiyet, olaylar karşısında kişi-
                 nin kendisini ve alması gereken tedbiri ihmal etmesi anlamına gelmez.
                 Nitekim Râzî bu konuda şöyle der: “Tevekkül, bazı cahillerin zannettiği
                 gibi insanın kendini ihmal etmesi demek değildir. Böyle olsaydı müşâ-
                 vere emri ile tevekkül emri birbiri ile çelişirdi (biri diğerine engel olur-
                 du). Tevekkül, ‘insanın zâhirî (görünür) sebeplere uyması ve fakat kalbini
                 onlara bağlamayıp yüce Allah’ın korumasına dayanması’ demektir” (IX,
                 68). Tevekkül uyuşukluk ve hareketsizliğin bir mazereti değil, bütün güç-
                 lüklere rağmen başarmamıza yardım edeceğine inandığımız Allah’a sami-
                 mi güven ve bu güvenin verdiği tükenmez ümidin iman halini alışıdır. Bu
                 konuda Elmalılı da şöyle der: Fakat şunu unutmamak lâzım gelir ki tevek-
                 kül, görevin yerine getirilmesini Allah’a havale etmek anlamına gelmez.
                 Asıl tevekkül gereğini yaptıktan sonra işi Allah’a bırakmaktır. Birçokları
                 bu  hususta  gaflete  düşerek  tevekkülü,  “vazifeyi  terketmek”  sanırlar,
                 yani kulluk görevlerinin yerine getirilmesini Allah’a havale edip emir ve
                 komuta mercii olarak kendilerini görmek isterler. Sanki kul vazifesiz otu-
                 racakmış, namaz, oruç, zekât, cihad gibi görevleri yüce Allah ona emredip
                 yaptırmayacakmış da kulun emir ve havalesiyle onun yerine bizzat kendi-
                 si yapıverecekmiş gibi bâtıl bir zihniyet taşırlar ve İsrâiloğulları’nın Hz.
                 Mûsâ’ya, “Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” (Mâide
                 5/24) dedikleri gibi demek isterler. Bu ise Allah’a tevekkül ve itimat değil,
                 O’nun emrine itimatsızlıktır, küfürdür (IV, 2567).
                   Görüldüğü gibi tevekkül yoksulluk, uyuşukluk ve durgunluğun maze-
                 reti değil bir irade ve iman gücüdür. Nitekim şu meâldeki âyetler bunu
                 açık biçimde belirtmektedir: “Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: Allah
                 bana yeter, O’ndan başka tanrı yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanı-
                 rım; O, büyük arşın sahibidir” (Tevbe 9/129), “Birtakım insanlar onla-
                 ra, ‘İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun’ dediler de bu,
                 onların imanlarını arttırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ diye
                 cevap verdiler” (Âl-i İmrân 3/173).
                   Bu konudaki âyetler, Hz. Peygamber’in söz ve uygulamalarıyla İslâm’ın
                 bu iki temel kaynağını en iyi anlayıp uygulayan sahâbîlerin hayatları bir
                 bütün olarak değerlendirilecek olursa, tevekkülün “hareket ve faaliyeti
                 bırakmak, tedbiri ihmal etmek” şeklinde yorumlanmasının İslâm diniyle



          704
   697   698   699   700   701   702   703   704   705   706   707