Page 701 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 701

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 156 – 163



           olmadığı konusunda fıkıh âlimleri farklı görüşlerde bulunsa da– devlet
           başkanının etrafında ehlü’l-hal ve’l-akd veya ehlü’ş-şûrâ adıyla anılan
           adalet, bilgi, aklı selim ve basiret sahibi kimselerin bulunması, dev-
           let başkanının ve diğer yöneticilerin bunlarla istişare etmesi ilke olarak
           benimsenip gerekli görülmüş, ancak bu konuda ayrıntıya gidilmeyerek
           müslüman toplumların ve yönetimlerin kendi dönem ve şartlarına uygun
           bir prosedür geliştirmesine imkân tanınmıştır.
             Şûrada üyelerin görevi, kendi arzu ve isteklerini ifade etmek değil naklî
           ve aklî deliller ışığında doğru çözümü ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bu
           çabada insan iradesi ve beşerî tercih unsuru ortadan kaldırılmış olma-
           makla beraber, ilmin iradeye tâbi olmasıyla, iradenin ilme tâbi olması
           arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Bir başka anlatımla şayet şûra ilmi
           ve delilleri öne çıkaran bir anlayış içinde cereyan etmezse, artık müşave-
           reden değil çeşitli iradelerin çekişme ve mücadelesinden söz edilebilir.
             Şûranın mahiyeti, şûra heyetinin oluşum şekli, şûrada ulaşılan kanaatin
           bağlayıcılığı, şûra heyetinin görüşü ile başkanının görüşü arasında fark-
           lılık bulunduğunda izlenecek metot gibi konularda literatürde değişik
           açıklamalar bulunmaktadır. Bunlar İslâm bilginlerinin naslar ve sahâ-
           be tatbikatı ışığında kendi kültür, bilgi ve deneyimlerinin ürünü olarak
           ortaya koydukları ictihadî sonuçlardır. Bu konuda geliştirilen doktriner
           görüş ve öneriler temelde, müslüman toplumlarda yönetimin Kur’an ve
           Sünnet’te vazedilen genel hukuk ilkelerine bağlı, kamuoyu desteğine
           sahip adaletli ve hakkaniyetli bir yönetim olmasını amaçlayan samimi ve
           etkili çabalar olarak değerlendirilmelidir (şûra hakkında bilgi için bk.
           Elmalılı, II, 1213-1216; Ya‘kūb Muhammed el-Mîlcî, Mebdeü’ş-şûrâ fî’l-
           İslâm; Ali Bardakoğlu, “Şûrâ”, İFAV Ans., IV, 213-214).
             Sözlükte “dayanmak, güvenmek, itimat etmek ve işi başkasına havale
           etmek” anlamlarına gelen tevekkül, terim olarak “bir taraftan meşrû hedefe
           ulaşabilmek için gerekli bütün çabayı gösterirken diğer taraftan da Allah’a
           dayanıp güvenmek ve işin sonunu O’na bırakmak” demektir. Tevekkül
           eden kişiye mütevekkil denir. Kur’an-ı Kerîm’de kırk âyette tevekkül ve
           aynı kökten fiil ve isimler geçmektedir. Bu âyetlerde Allah’a sığınmak,
           O’na güvenip dayanmak ve bağlanmak gerektiği, bunun İslâm akîdesinin
           bir gereği ve Allah’a samimi iman ve teslimiyetin zorunlu sonucu oldu-



                                                                                   703
   696   697   698   699   700   701   702   703   704   705   706