Page 684 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 684

3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 144 – 148



                 berlerin ümmetleri sayıca düşmanlarından daha az, savaş araç ve gereç-
                 leri bakımından daha zayıf olmalarına rağmen peygamberleriyle birlikte
                 düşmanlarına karşı şiddetle savaştılar, onlar da Allah yolunda yaralandı
                 ve şehit oldular, ama düşman karşısında gevşeklik ve zaaf göstermediler,
                 onlara boyun eğmediler, sabır ve metanetle mücadele ettiler. Bu sebep-
                 le Allah’ın rızâsını, sevgisini ve zaferi kazandılar. Siz ise yalan haberin
                 yayılmasıyla perişan olup dağıldınız!
                   “Savaştı” anlamına gelen “kātele” fiili edilgen olarak “kūtile” şeklinde
                 de okunmuştur. Bu kıraate göre cümlenin anlamı şöyle olur: “Beraberinde
                 Allah erleri bulunduğu halde nice peygamber öldürülmüştür!” İbn Âşûr bu
                 peygamberlerden altısının adını vermektedir. Bunlar İsrâiloğulları’nın
                 öldürdükleri Ermiyâ, Hezekiel, İşâyâ, Zekeriyyâ ve Yahyâ ile Araplar’ın
                 öldürdüğü Hanzale b. Safvân’dır (IV, 116). Ancak bu peygamberler savaş
                 dışında çeşitli şekillerde öldürülmüşlerdir. Onlar öldürüldükleri halde
                 beraberlerinde bulunan Allah erleri başlarına gelen musibetten dola-
                 yı ne gevşeklik ve zaaf göstermişler ne de düşmana boyun eğmişlerdir.
                 O halde Uhud’daki müminlerin de onlar gibi metanet ve cesaret gös-
                 termeleri gerekiyordu. Rivayete göre Habbâb b. Eret Hz. Peygamber’e,
                 “Müşriklerden büyük sıkıntı çektik. (Bunların zulmünden kurtuluşu-
                 muz için) Allah’a dua etmez misiniz?” demişti. Hz. Peygamber bu talepte
                 mücadeleden yılma ve üzerine düşeni yapmaktan geri durma niyeti sezdi-
                 ği için yüzü kıpkırmızı olduğu halde (yaslandığı yerden) doğrulup oturdu
                 ve şöyle buyurdu: “Sizden önce demir taraklarla kişinin etleri ve sinirleri
                 kemiklerine kadar taranırdı da bu işkence onu dininden döndüremezdi.
                 Başının ortasına testere konarak başı ikiye bölünürdü, bu işkence dahi
                 onu dininden döndüremezdi (Buhârî, “Menâkıbü’l-ensâr”, 29).


                 147-148. Bu âyetlerde de yine Uhud Savaşı’nda “Abdullah b. Übey’e
                 gidelim de müşriklerin başkanı Ebû Süfyân’dan bizim için eman dilesin”
                 diyen müslüman veya münafıklara bir târiz ve bir sitem vardır. Çünkü
                 bunlar bu sıkıntılı anda böyle söylerken geçmiş peygamberlerin yanında
                 bulunan Allah erleri başlarına gelenlerin bir hikmeti bulunduğunu veya
                 kendilerinde var olan bir kusurdan, bir hatadan yahut aldıkları emri ve
                 görevi gerektiği gibi yerine getiremediklerinden dolayı cezalandırıldık-
                 larını düşünerek, “Rabbimiz günahlarımızdan ve işimizdeki taşkınlı-



          686
   679   680   681   682   683   684   685   686   687   688   689