Page 453 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 453

2 / BAKARA SÛRESİ · 285 – 286



           na, güçlerini aşan bir görevi yüklemesi (teklîf-i mâlâ yutâk) câiz midir?”
           sorusu etrafında gelişen bu tartışmada, Allah’ın kudret ve iradesini sınır-
           lar korkusuyla “câizdir” diyenlere karşı, O’nun hikmetine, adaletine,
           imtihan iradesine, dinî, ahlâkî, hukukî değerlerin, mükâfat ve cezaların
           mâkul bir temele oturması gereğine ağırlık verenlerin savunduğu “Câiz
           değildir, hakîm olan Allah böyle bir yükümlülük getirmez” diyenleri bu
           âyet teyit etmektedir.
             İnsanların kader ve fiillerinde kendi rollerinin de bulunduğunu ifa-
           de eden “Lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da ken-
           di kazandığıdır” cümlesi, “kaza, kader, irade, kudret, kesb” konularında
           asırlar boyu süren ve mezheplerin (ekol) oluşmasına temel teşkil eden bir
           tartışmaya açıklık getirmektedir. “İnsanların ortaya koydukları fiillerde
           ve davranışlarda kendilerine mahsus irade ve kudretleri yoktur” diyen
           Cebriyye ekolü; “Bu fiiller ve davranışlar, bağımsız olarak insanın irade ve
           kudretinin eseridir, fiilini yoktan var eden (îcâd) kuldur” diyen Mu‘tezile
           mezhebi; “Kulun fiili meydana gelirken Allah’ın irade ve kudreti yanında
           –etkisi bulunmaksızın– kulunki de vardır” diyen İmam Eş‘arî, bütün bu
           ekollerin karşısında yer alan Mâtürîdî mezhebi, diğer deliller yanında bu
           âyetten ışık ve güç almaktadır. Bu son mezhebe göre Allah Teâlâ kulları-
           na irade ve kudret (güç) vermiştir. Bu irade ve kudret yaratılmıştır, hem
           hayır hem de şer için işler ve bu mânada “küllî” niteliklidir. Küllî irade
           ve kudretin, hayır ve şerden birine sarfedilmesi ise cüz’î niteliklidir; yani
           cüz’î kudret, cüz’î iradedir. Buna kesinleşmiş ve fiile yönelmiş azim (azm-
           i musammem) ve “kesb” de denir. Kesb fiilin aslını (yok iken var olma-
           sını, yaratılmasını) değil, vasfını (hayır veya şer olmasını) etkiler. İşte
           beşerî sorumluluk da bu kesbe dayanır (genişbilgi için bk. Kemâleddin
           el-Beyâzî, İşârâtü’l-merâm, s. 54 vd., 248-263). Açıkladığımız âyette
           kulun fiiline etkisini açıkça ifade eden kelime, Türkçesi “elde etmek,
           kazanmak, hak etmek” demek olan “kesb”dir. Eskiden sıkça tekrarlanan
           “Kul kâsibdir, Allah da hâlıktır” veya “Kul kesbeder, Allah da halkeder”
           cümlesi bu gerçeğin vecizeleşmiş şeklidir (ayrıca bk. Bakara 2/7).
             Yukarıda meâli zikredilen bir hadis, Muhammed ümmetinin unutma ve
           yanılma sebebiyle meydana gelen kusurlarının Allah tarafından bağışlan-
           dığı müjdesini veriyor ve burada geçen duanın kabul edildiğini belgeliyor.



                                                                                   455
   448   449   450   451   452   453   454   455   456   457   458