Page 276 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 276
2 / BAKARA SÛRESİ · 183 – 184
ruh, nefis, kalp gibi kavramlarla ifade edilen diğer unsurun gelişmesi
üzerindeki müsbet tesiri üzerinde de ısrarla durmuşlardır.
“Sayılı günler”den maksat, 185. âyette gelecek olan ramazan ayıdır.
Araplar daha önce belli şekilde bir ay oruç tutmaya alışık olmadıkları için
“Ramazana ulaşan onda oruç tutsun” emri verilmeden önce müminler,
psikolojik olarak bu ibadete alıştırılmak istenmiş; bu amaçla mazereti
olanların ne yapacakları, genel olarak oruç tutmanın insana ne sağlaya-
cağı üzerinde durulmuştur.
Âyet üç mazeretten söz etmektedir: Hastalık, yolculuk ve oruca zor
dayanır olmak.
a) Ağır hastalığın oruç tutmamak için bir mazeret teşkil ettiği konusun-
da görüş ayrılığı yoktur. Hafif hastalıkların mazeret olma sınırı hakkın-
da çeşitli ölçülerden söz edilmiştir. Birçok müctehidin katıldığı mâkul
sınırlama, “sağlam bir kimsenin orucuna ek acı, ağrı, bitkinlik, açlık,
susuzluk getiren, oruç tutulduğu takdirde artan veya tedavisi geciken has-
talık” şeklinde olanıdır.
b) Yolculuktan maksat, namazların kısaltılmasını (bk. Nisâ 4/101) ve
–üç mezhebe göre– cem edilmesini câiz kılan mesafede yapılan yolculuk-
tur. Böyle bir yolculuğa çıkan kimse o günün sabahında –yolculuğa başla-
madan– oruca niyet etmiş olursa bazı müctehidlere göre orucuna devam
edecek, ertesi günden itibaren ruhsattan yararlanacaktır. Bu durumda
orucunu bozması halinde ise kefâret değil gününe gün kazâ gerekli olmak-
tadır. Hz. Peygamber’in ramazan ayında Medine’den Mekke’ye yolculuk
ettiğini, yolda su isteyerek halkın gözü önünde orucunu bozduğunu ifade
eden sahih hadise (Buhârî, “Savm”, 34; Müslim, “Sıyâm”, 88-89) daya-
nan Ahmed b. Hanbel gibi müctehidler ise belirtilen durumda orucun
açılmasının sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Hasta iyileşince, yolcu da vatanına ve oturduğu yere dönünce tutama-
dıkları günlerin oruçlarını uygun zamanda kazâ ederler. Kazâ oruçlarının
aralıksız tutulması şart değildir.
c) “Orucu tutmakta zorlananlar” şeklinde tercüme ettiğimiz kısımda
geçen “yutîk ne” fiili gerek dil bilimi gerekse kıraat şekilleri bakımından
farklı mânalara müsait olduğu için bu kısmı, “orucu tutabilecek durumda
olanlar” şeklinde anlayanlar da olmuştur. Bu ikinci anlayışa göre başlan-
278

