Page 710 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 710
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 164 – 171
verdirdiğiniz kayıp” anlamına gelen ifadesi genellikle şöyle açıklanmıştır:
Müslümanlar Uhud Savaşı’nda yetmiş dolayında şehit vermişlerdi
(Buhârî, “Megāzî”, 26). Bedir Savaşı’nda ise müşriklerden yetmiş kişiyi
öldürmüşler, bir o kadar da esir almışlardı Buhârî, “Megāzî”, 10); yani
Uhud’da kendilerinin verdikleri zayiatın iki katını Bedir’de düşmanlarına
verdirmişlerdi.
166-167. İki ordunun karşılaştığı gün müminlerin başına gelenler ken-
di kusurlu davranışları sebebiyle olmakla birlikte yine de Allah’ın izniyle
gerçekleşmiştir. Kul bir işi yapmak isteyince Allah ona izin ve güç verir.
Burada niyet ve istek kula ait olduğu için sorumluluk da ona aittir. Allah
müşriklere izin vermeseydi elbette müminlere galip gelemezlerdi. Ama
Allah sebep sonuç ilişkisine bağladığı kanunları gereği –rızâsı olmasa
bile– müşriklere bu izni vermiştir. Çünkü O’nun kanununa göre savaşta
tedbirli olanlar, sabır ve sebatla gayret gösterenler ve Allah’ın bu husustaki
yasalarına uyanlar başarılı olurlar. Bununla birlikte müminlerin yenilme-
sinde başka hikmetler de bulunabilir. Yüce Allah’ın, savaşta sabır ve sebat
gösteren müminlerle ikiyüzlü davranan münafıkları birbirinden ayırt
etmesi ve insanların bunları tanımasını sağlaması bu hikmetlerdendir.
Abdullah b. Übey b. Selûl’ün başını çektiği 300 kişilik bir grup münafık
savaş alanına varmadan yoldan geri dönerken müslümanlar onları ikna
edip kendileriyle birlikte kalarak Allah yolunda cihad etmelerini ve müş-
terek vatanlarını düşmana karşı savunmalarını istemişler; münafıklar ise
“Bugün bir savaş olacağını sanmıyoruz. Bu sebeple geri dönüyoruz. Eğer
savaş olacağını tahmin etsek elbette sizinle birlikte geliriz” diyerek sava-
şa katılmamalarına bahane göstermişlerdir. Oysa savaş olacağını çok iyi
biliyorlardı. Çünkü müşriklerin Bedir Savaşı’nın intikamını almak için
her türlü savaş hazırlığını yapıp Medine’ye kadar geldiklerini görüyor-
lardı. Öte yandan meydan savaşı isteyen müslümanlar bu isteklerinden
vazgeçtiklerini bildirdiklerinde Hz. Peygamber’in, “Bir peygamber zır-
hını giydikten sonra artık savaşmadan onu çıkarmaz!” (Müsned, III, 351;
Buhârî, “İ‘tisâm”, 28) buyurduğunu da biliyorlardı. Ancak 167. âyette de
buyurulduğu gibi onlar samimi olarak iman etmedikleri için böyle davra-
nıyorlardı. Oysa Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da herkes-
ten iyi bilmektedir.
712

