Page 669 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 669
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 130 – 136
üslûp, ilk planda Mekke’de yaygın olan bileşik faizli borç işlemlerini hatı-
ra getirmekle beraber, âyetteki kat kat kaydı tek dereceli faizin helâl oldu-
ğu anlamında olmayıp devrin Arap toplumunda yaygın olan ve vadesinde
ödenmeyen borçlar hakkında yapılan tefecilik uygulamalarının kötülüğü-
ne yapılmış özel bir vurgu niteliğindedir.
Faizle borçlananların, çoğu zaman ödeme güçlüğüne düşebildikleri,
borcu vadesinde ödeyemedikleri için anapara yanında faizin faizini de
borçlandıkları, böylece faizin katlandığı da bir gerçektir. “Kat kat” ifadesi
bu gerçeğin altını çizmektedir.
Dördüncü aşamada inen Bakara sûresinin 275-281. âyetlerinde artık
faiz, bir önceki kaydı da taşımaksızın kesin ve sert bir üslûpla yasaklan-
mış, faizi bırakanlara geçmişte aldıklarından sorumlu tutulmamak gibi
bazı teşvikler getirilirken faizde ısrar edenlerin Allah ve Resûlü’ne savaş
açmış olacakları belirtilmiştir. Bu âyetlerde faizin alışverişten farklı
olduğu vurgulanmış, faizin dünya ve âhiretteki kötü sonuçlarına işaret
edilmiştir.
131. âyette “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının!” buyurularak faiz
yiyenlerin âhirette kâfirler için özel olarak hazırlanmış olan cehennemde
cezalandırılacaklarına işaret edilmekte, 132. âyette ise Allah’ın rahmeti-
ne ve bereketine erebilmek için Allah ve Resûlü’nün emir ve yasaklarına
itaat etmenin gereği vurgulanmaktadır.
133-135. Bu üç âyette faizin, onu alan insanda meydana getirdiği ben-
cillik, cimrilik, hırs ve açgözlülük; verende de sebep olduğu nefret, kıs-
kançlık, kızgınlık ve düşmanlık gibi duyguları giderecek, bu hastalıkları
tedavi edecek ana ilkeler yer almakta ve İslâm ahlâkının bir özeti veril-
mektedir. 131. âyette faiz yemekten sakınıldığı takdirde kâfirler için
hazırlanmış olan cehennemden kurtuluşa işaret edildiği gibi, burada da
âyetlerde belirtilen ahlâkî nitelikleri kazananlara verilecek mükâfatlar
bildirilmekte ve müslümanlar bu yöne yönlendirilmektedir. 133. âyette
rabbimizin bağışına, gökler ve yer genişliğindeki cennetine kavuşmanın,
bütün ahlâkî davranışlarımız için temel gaye olduğu bildirilmekte; iyiliği,
birtakım dünyevî menfaatler kaygısıyla değil de sırf Allah’a saygı ve sevgi
demek olan takvâ saikiyle sadece uhrevî saadet uğruna yapmak gerektiği
671

