Page 573 - Kuran Yolu Meal bildinmi bildinmi.com
P. 573
3 / ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ · 45 – 51
dan kaldıran kardeşliğe yönelmelerini sağlamıştır. M. Reşîd Rızâ bu yoru-
mun, Hz. Îsâ’nın hükümdarlığının maddî değil mânevî (ruhanî) olduğu
anlamına işaret ettiğini belirttikten sonra; bu âyette Hz. Îsâ hakkında
Mesîh kelimesinin bir özel isim olarak kullanıldığı ve özel isimlerde söz-
lük anlamının taşıdığı sıfatların bulunmasının şart olmadığı fikrini daha
kuvvetli bulur (Reşîd Rızâ, III, 305). Bazı müfessirler Mesîh kelimesinin
İbrânîce’de “mübarek, kutlu” anlamına geldiğini belirterek bu anlam ile
“Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı” (Meryem 19/31)
meâlindeki âyet arasında bağ kurarlar (bk. Zemahşerî, I, 189).
Âyet-i kerîmede Hz. Îsâ “Meryem oğlu” şeklinde anneye nisbet edil-
mekte, böylece bir taraftan onun babasız dünyaya geldiğine ve Allah
katında özel bir yere sahip olduğuna diğer taraftan da Hz. Meryem’in öteki
kadınlara üstünlüğüne işaret edilmektedir (Zemahşerî, I, 190; Râzî, VIII,
50). Burada Meryem oğlu buyurularak Hz. Îsâ’yı –hâşâ– Allah’ın oğlu kabul
eden hıristiyanlara reddiyede bulunulduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
“İtibarlı” diye çevirdiğimiz vecîh kelimesi “şerefli, itibarlı, yüksek mer-
tebeye sahip” anlamlarına gelir. Hz. Îsâ’nın dünyadaki itibarı peygam-
berlik ve diğer insanlara üstün olma, âhiretteki itibarı da kendine şefaat
yetkisi verilmesi ve cennette yüksek mevkilere konması şeklinde açık-
lanmıştır (İbn Atıyye, I, 436; Zemahşerî, I, 190). Bir âyet-i kerîmede Hz.
Mûsâ’ya kavminin büyük sıkıntılar çektirdiğine değinildikten sonra onun
Allah katında itibarlı (vecih) olduğu belirtilir (Ahzâb 33/69). Hz. Îsâ’nın
da ağır ithamlara mâruz kaldığı göz önüne alınırsa, burada revâ görülecek
kötü muamelenin onun değer ve itibarına halel getiremeyeceğinin bil-
dirildiği; ayrıca “dünyada da âhirette de itibarlı” buyurularak Hz. Îsâ’nın
tebliğ görevi esnasında horlanacak olsa da daha sonra asırlar boyu insan-
ların ona gönüllerinde ulvî bir yer ayıracağı mânasının bulunduğu düşü-
nülebilir. Buna bağlı bir anlam da, onun bu şeref ve itibariyle ilâhî tebliğ
görevi ve “kul”luk vasfı arasında sıkı bir irtibat bulunduğu ve insanların
ona “tanrı”lık vasfı vermesinin gerçek statüsünde bir değişiklik meydana
getirmeyeceğidir.
“Yakın kılınanlar”dan (mukarrabîn) maksat, meleklerden özel konum
ve göreve sahip olanlar (meselâ bk. Nisâ 4/172), Allah katında yüksek
mertebeye lâyık görülen kullar (meselâ bk. Vâkıa 56/88), dünyada yüksek
mevki sahibi kişilerden itibar gören insanlardır (meselâ bk. Şuarâ 26/42).
575

